Başlık bulamadım idare edin.
misterio blogunda beni sobelemiş mi ebelemiş mi ne bişey olmuş , onun için 5 tane hayatıma ilgili çok kişinin bilmediği şeyler yazmam lazımmış. Zevkle dedik , kabul ettik. Başlayalım bakalım :
Asansör fobim vardır. Öyle ki bu fobi bir çok kez 10-12.kata bile merdivenlerden çıkıp inmemi sağlamıştır. Ancak bunun da değişik halleri var.
Mesela tek başıma asansöre binmezdim. Hala da çoğu yerde binmem. En son 2 kez yalnız asansöre Ankara Öğretmenevi'nde bindim. İkisi de acele etmem gerektiği içindi.
Ancak anlaşılacağı gibi yerden yere de değişiyor tek başıma binip binmemem. 15 Katlı apartmanlarda nedense binemiyorum yanımda başkaları olsa dahi. Ancak eğer bir hoteldeysem,büyük bir firmanın binasındaysam veya alışveriş merkezindeysem binebiliyorum.
Bir de asansörün dışarıyı görebileceğim bir camı varsa çok iyi olur. O zaman korkmadan yalnız da binebilirim , 10.kata da çıkabilirim.
Masa tenisini çok severim. Ortaokul hazırlıktaki okulum bir çok okula göre daha moderndi. Mesela okula serbest kıyafetlerle gidiyorduk. Çok özelliği vardı. Bunlardan biri de koridorlarda masa tenisi masaları olmasıydı. Ben önceleri ne bu ya,nasıl oynanır ki derken 3.ayda "anne raket alsana banaa" demeye başlamıştım. Sene bittiğinde masa tenisi hastası ve ustası olup çıkmıştım. Daha sonra 2-3 sene kırk yılda bir kere oynadım , zaten imkan yoktu. Nereden bulacaksın masa tenisi oynayacak yeri ? Buraya geldiğimde ilk gittiğim Fransız okulunda da masa tenisi masaları mevcuttu koridorlarda. Buranın ayrıca güzelliği okuldan sonra kalıp oynayabilmemizdi. Bir ara acaip sarmıştı yine beni bu oyun. Hergün okuldan sonra kalır 2 saat masa tenisi oynardım. Çok Çinli,Rus veya Polonyalı yenmişliğim vardır bu oyunda. Turnuvalar,organizasyonlar. Güzel günlerdi hakikaten. Yine uzun süredir elimi sürmedim rakete ama bir imkanım olsa da keşke oynasam diyorum hala..
Yemeğin tadına bakmadan tuz dökerim. Bunun kötü bir huy olduğunu biliyorum. Hatta bir yerde bunun şirketlerde yeni eleman alınırken denendiğini okumuştum. İş yemeğine çıkıyorsun iş görüşmesinde ve senin yemekteki tavırlarını inceliyorlar. Yemeğin tadına bakmadan tuz dökersen önyargılı! yaftasını hemen yapıştırıyorlarMIŞ.. Ben hiç görmedim böyle bişeyi. Tuzu severim,tuzsuz olması yerine yemeğimin tuzlu olmasını tercih ederim. Annemlerden bu konuda bol bol uyarı alsam da bu huyumdan da hala vazgecemedim.
Sakalımı çok severim. Onsuz yapamayacağımı düşünürüm ve sakalsızken kendimi beğenmem. Bir çok şekil denerim. Sürekli şekliyle oynarım. Son ayların modası ise kirli sakal. Mesela dün traş oldum , 3 hafta üstüne. Ancak yine de sakalsızlıktan iyidir diyorum. Ne kadar çevremdekiler "şu anki cildinin hassaslığı geri gelmeyecek ama sakal gelecekte de bırakabilirsin,şimdi bırakma bari" deseler de ı-ıh , ben sakalsız yapamam kardeşim. Sakalsız çıkmam abi! gibi bişey bu..
Aşırıyımdır. Bişeyi seviyorsam veya bişeyden nefret ediyorsam bunun normali yoktur,aşırıdır. Herşeyi uclarda yaşamayı seviyorum sanırım. Öfkem de aşırı oluyor , romantikliğim de. Sevgim de , nefretim de. Bunu bazen seviyorum , bazen hayır. Zira bazen "herşeyin aşırısı fazladır" lafı bolca beynimin içinde çınlıyor. Ama bu da benim bir yanım. Ben böyleyim.
Sonuncusu oldu mu bilmiyorum ama olsun. Aslında sonuncusu için ayrı bişey düşünmüştüm ancak konsepte uymayacağını düşündüğüm için aşırılığı koydum. Umarım şu sobelenme işini başarıyla yerine getirebilmişimdir :)
Şimdilik bu kadar..
17 Şubat 2007
Hmm
28 Aralık 2006
Tezahurati Anlamak...
10 Ekim 2006
Beşiktaşım Benim !
Beşiktaşım Benim
Biricik Sevgilim
Söyle Senden Başka
Kimim Var Benim
Seninle Ağlarım
Seninle Gülerim
Söyle Senden Başka
Kimim Var Benim
Izlenesi : http://youtube.com/watch?v=hW0yqFXJtQM
Not : Besiktask komasina girdim,daha sonra lutfen tekrar deneyiniz.
17 Eylül 2006
13 Eylül 2006 Çarşamba
Hayatim boyunca unutamayacagim gunun hikayesi ;
Normal bir Carsamba gunu,sabah dersime girdim. Saat 9.45'te kahvaltimi yaptim,ardindan bir derse daha girdim.
Oglenki dersime gitmeme gerek yoktu. Dukkan'da biraz takildim,ardindan eve geldim.
Persembe gunune iki odevim vardi. Yapmaya baslamadan once biraz uzanip dinleneyim dedim ve uyudum. Ev telefonunun sesiyle irkildim,uyandim telefonu actim. Arkadasimdi. Evde miydin dedi ? Evet dedim. "Okulunda 4 tane ölü var,biri okula baskin yapti" dedi. "Sakanin sirasi degil olm,yeni uyandim. Esek sakasi bak bu,sakaysa bitir. Ya kimi yiyorsun,bitir iste sakani" sozlerini bir cok kez soylerken elim kumandaya gitti ve televizyon acildi...
Bir sure sessizlik...
Arkadas : "Omer ?"..
Ben : "Ben seni birazdan ariyim mi ?"
Arkadas: "Tamam,kendine iyi bak,sansliymissin.."
Evet. Bir silahli psikopat okulumu basmisti. Ilk yazanlara gore 4 ölü 16 yarali vardi..
Ne yapacagimi sasirdim,bir sure tv'ye bos bos baktim..
Ardindan ablalarimi ve annemleri aradim,hepsine evde oldugumu,boyle bisey duyabileceklerini ama beni merak etmemeleri gerektigini soyledim..Ardindan sevdigime de bir mesaj cektim ve izlemeye basladim herseyi...
Sok icinde gecen saatlerden sonra bir nebze olsun rahatlatici aciklama geldi.."Hic bir ölü yok sadece saldirgan öldürüldü"...
Bu arada bazi arkadaslarimi gordum tv'de..kacisiyorlardi..
Bazilari roportajlarda olayin nerde baslandigi anlatildi..
Benim gunde 3-4 kere gectigim koridor anlatilanlara gore kan izleriyle doluydu..Yaralilarla doluydu...Laptop'umla her zaman takildigim kafeterya da basilmisti...Giris ise hergun iki kez kullandigim kapidan yapilmisti...
Bir sure gecti,bir genc kizin hastanede vefat ettigi haberi geldi..8 tane yaralinin agir oldugunu ve hepsinin ameliyata alinacagi soylendi..
Ve bugun aciklananlara gore o 8 kisiden sukurler olsun ki ölen yok..
***
Okul tatil edildi.. Sali gunu tekrar aciliyor,Ptesi gunu ise okul ogrencilerine neler yapilacagiyla ilgili bilgiler verilecek.. Psikologlar,doktorlar buyuk bir felaketin asil simdi basladigini,okullar acilinca cocuklarin o mekanlari kullanmasinin cok zor oldugunu ve bu donemin cogu cocuk icin aslinda kaybedildigini soyluyorlar...
Ve ben... Hic birseyini yasamadigim halde Sali gunu neler hissedecegimi kestiremiyorum...Her sabah,her gun gectigim,kullandigim koridorlarda o olanlari nasil karsilayacagimi bilemiyorum..Resimlerde yerde yatanlari gordugum giris kapisinin onunu nasil gececegim bilemiyorum...Bu korkuyu okulda yasayanlari ve yaralananlari,o psikopatla karsi karsiya kalmislari hic dusunemiyorum...
Hayat gercekten bos...
Not : Sabah kahvaltimi ettigim masanin arkasindaki duvarda kursun izleri,yaninda bos kovanlar bulundu dun gece... Ben o masada kahvaltimi ettikten 2.5-3 saat sonra bir kisi gelip kursunlarinin bir kismini oraya dogru sacmis...Hayat iste bunun icin bos...bombos...
3 Eylül 2006
30 Temmuz 2006
Hasret Bitiyor , Beşiktaş Sahaya Çıkıyor..

Bu hasret bitmeli,kartalim sahaya cikmali
Ben onsuz olamam ki , zindan olur gunler bana
Ben yasadigim surece kartalim hayatimda yer almali
Oksijen gibi , su gibi ,
Anladim bu sevgi askin da otesi...
Oh be...

28 Temmuz 2006
28 Temmuz...
Bugun 27 Temmuz 2006...Evde sessizlik var,klasik bir aksam,yatip uyuyanlar,benim gibi net basinda olanlar veya tv izleyenler.. Herkesin kafasi rahat..Guzel bir kandil aksami..Ya gecen sene ?
27 Temmuz 2005 bugunden cok cok farkliydi..En buyuk farki 1 gun sonra ailenin reisinin buyuk bir ameliyat gecirecek olmasiydi.. Herkeste ister istemez bir korku vardi,ne kadar reis reisligini yaparak ailedeki herkesi kendi derdi yetmiyormus gibi sakinlestirmeye calissa da.. En son kanser teshisiyle 1990'larin hemen basinda savasmisti bu aile ve galip gelmisti ondan..Babam, 5 yasindaki ben ve daha resit bile olmamis iki ablam ve annemdi birbirine destek olmaya calisan sadece...Neyse ki atlatilmisti,bu da atlatilabilirdi..Hem de aile bu sefer daha kalabalikti.. En guzeli de bir ufakligin olmasiydi elbette..
28 Temmuz gunu ailenin en gecirdigi en zor gunlerden biriydi muhtemelen,korku,endise,stres icinde gecti bir sekilde.. Aksamustune dogru herkeste bir rahatlama vardi,hersey atlatilmisti.. Hastamiz odasina yerlesmisti.. Asil mucadele simdi basliyordu aslinda,cunku ameliyat sonrasi o yaralarla yasamak ameliyat kadar zordu ama o da bir sekilde atlatildi...
Hastaneden cikilip,bazen acile kaldirildigi gunlerde oldu, kemoterapiden bitkin dusup bizleri korkuttugu gunlerde...Onlarda bir sekilde atlatildi..
Msn'de bilen bilir,yuzdelerle hesaplar yaparken,bir baktik 16 seans yavas yavas bitmeye baslamis bile...Bir gun o da bitti,hersey eskisine dondu nihayet...
O gun yasanan bazi seyler ise o gunu benim acimdan daha baska sekillerde de anlamlastirdi...Mesela bir kac arkadasin destegi..Mesajlariyla yardim etmeye calismalari..Bazilarinin aramasi..Ama bunu yapan cogunlugun hic gormedigim insanlar olurken,yuzyuze bakip konustugum insanlarin beni o gun aramamasi gibi tuhafliklarda vardi..
Bir baska anlam ise son 1 yilima adiyla,askiyla,yaptiklariyla,yaptirdiklariyla damga vuran kisiden ilk mesaji alisimdi.. 11 gundur tanisiyorduk ama o,o gece bazi 11 senedir tanidigim insanlarin bile yapmadigini yapmak istedi ve yapti da...Tum gun benleydi...Tum gece benleydi...
O gun ondan hoslandigimi anlamam zor olmadi..Ve hala devam ediyor o duygular...
Her serde bir hayir var derler ya hani,iste oyle birsey...
27 Temmuz 2004'te 27 Temmuz 2005'te boyle bir zorlukla karsilasacagimizi tahmin etmezdik herhalde...Onun icin temkinli olup,herseye hazirlikli olup 27 Temmuz 2006'da,27 Temmuz 2007'de hersey olabilecekmis gibi dort acalim gozlerimizi...
Hepimizin kandili mubarek olsun ayrica unutmadan...
19 Temmuz 2006
Ne bir heves,ne bir tutku...
Aslinda su siralar yazilmasi gereken yazi 16 Temmuz veya 17 Temmuz yazisidir. Ancak Cuma gunu Kanada yolculugu oldugu icin ve ben zaten bunalimina girmisken bu yolculugun,en iyisi bunu Kanada'ya saklamak...Nasilsa 21 Agustos'a kadar bosum,bol bol yazar cizerim Ankara gunlerimi...
En iyisi simdilik,en azindan su gidiyorum bunalimini atlatana kadar baska seylerden konusmak..
Mesela tribun ve yeni bestemiz...
Dun 4 yil 11 ay sonra Inonu'ye girdim..Heyecanimi haliyle anlatamam...En son 10 Agustos 2001'de girmistim stada ve aglaya aglaya cikmistim...Hem bir daha ne zaman girerim dusuncesi,hem de yenilginin uzuntusuyle...[Trabzonspor 1-2]
Dun mac stresi yoktu,hazirlik maciydi..Zaten amacta futboldan cok tribundu..Girdik yerimizi aldik,zipladik hopladik,itistik kakistik,arkadaslari gorduk selamlastik...
Ardindan yeni bestemizi basladik calismaya.. Bir koronun pratik yapmasindan farksizdi..Tek fark burada her kafadan ses cikiyordu,ancak adim adim,cumle cumle ogrenerek ilerlememiz guzeldi ve sonunda olan oldu...
Aradan gecen 15-20 dk yetmisti herkesin ogrenmesi icin...
Sonunda bir baktik soyleyebiliyoruz,hatasiz,hem de istedigimiz gibi,kapali ust sagli sollu,kapali altla altli ustlu...Her sekilde soylenebiliyordu...
Son deneme daha cok cosma,cildirma manasi tasiyordu...
Ve biz basladik ;
Seni sevdik,gonul verdik Besiktaaaassssss
Sevdamizdan ayiracak hic bir bedel yok bu dunyadaaaa
Ne bir heves,ne bir tutku
Besiktasim anlatilmaz bir sevgi bu
Tapiyoruz,Seviyoruz
Askindan kahrolduk biz,deliriyoruzzzzz
Once kapali ust soyler,ardindan ikinci kez soylenmeye baslandiginda ne bir heves kisminda kapali alt devreye girer...
Yalniz kapali alt tum bestenin kaymagini yedi,hic bizimle derslerine calismadan ogrendiler besteyi :) ama cosan biz olduk tabii :)
Tabii benim bir maca gidip hemen yazi yazmam da anormal gibi,okuyan millet [ki kim okuyacak ki ?] "bir maca gitmis,hemen yazi yaziyor gormemis" diyebilir...desinler ne yapayim ? 4 yil 11 ay sonra o ortama girmisim,yazmiyim mi yani ?
Oyle ya da boyle jubile maci da bitti...Elde kaldi 40 saat..Sonrasi yolculuk ve Kanada...
off ulan off..



