C'est ma vie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
C'est ma vie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2010

Toronto'da Türk Kapışması!

Başlığa bakmayın, hiç de kapışma olmadı. Adamlar geldi 26 sayı (87-113) farkı attı ve gitti. Bizde sıkıcı bir maç izlemiş olduk. Tabii bizim için skordan, galibiyet/mağlubiyetten önce başka önemi vardı bu maçın.

O da Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu'nun aynı anda sahada olacak olmasıydı. Her ne kadar Hido kötü bir maç çıkartıp, ikinci midesindeki problemden dolayı hiç oynamasa da sırf bu ikiliyi aynı anda sahada görmek güzeldi. Düşünsenize, ilk 5'lerdeki toplam 10 oyuncudan 2'si Türk. Yukarıdaki fotoğrafta gözüktüğü gibi. İkisi de karede...

Hido maçı 4 sayıyla tamamladı. 2'si yukarıdaki fotoğrafta attığı serbest atışlardan. Çok da top kullanmadı zaten. Yanılmıyorsam 2 ribaund 2 asist ekledi sayılarının yanına. Ancak şunu belirtmek lazım ki Hido'nun asist sayısı bu kadar azsa, sebebi biraz da takım arkadaşları. Maçın ilk 4-5 dakikasında çok güzel 4 pozisyon hazırladı arkadaşlarına ve o pozisyonlarda 0/4 ile oynadı Toronto'lu oyuncular. O 4 pozisyondan 3'ü basket olsa ve Hido maça o gazla başlasa, belki değişik olabilirdi maçın sonu.
Mehmet ise Boston'da 14 sayı 15 ribaund ile oynadıktan 2 gün sonra Toronto'da 16 sayı attı. Hido'dan ümidi kesince Memo'nun basketleriyle coştuk zaten. Bu arada karşı pota arkasında açılan dev bayrak çok güzeldi. Kadraja Memo'yu da serbest atış atarken alınca, çok güzel bir fotoğraf çıktı ortaya... Sanıyorum en az 300-400 Türk vardı salonda. Bir organizasyon yoktu, bu yüzden bölük pörcük dağılmıştı insanlar salona ancak koridorda, orada burada Türkçe konuşanlara rastlamak mümkündü.

Günün en güzel hatırası bu fotoğraf ile Memo ve Hido ile Milli Takım hakkında konuşmak üzere bu maçı izlemeye gelen Harun Erdenay ile çektirdiğim fotoğraftı. Pegasus cidden alçakgönüllü, çok kral bir adam. Çok duymuştum böyle olduğunu ama ilk kez dün tanıştığımda tecrübe edebildim... Yalnız salonda otururken bir sıra önündeki iki elemanın Harun Erdenay'a makinalarını verip fotoğraf çekmesini istemeleri komikti. Adamların kimden ne istedklerinden haberleri yok tabii.. :)

Bir de, keşke imkan olsaydı da şu periyotlar arasında seyircilere yaptırdıkları basket yarışmalarından birine yollayabilseydik Harun Erdenay'ı. Takır takır şutları sokunca, insanlar ne hale gelirdi bilemiyordum :))

19 Ocak 2010

Mutlaka

ntvmsnbc.com'da fotoları görünce dayanamadım. Geçen hafta Kanada'ya dönerken bizim Paria uçuşumuzla hemen hemen aynı vakitlerdeki THY Saraybosna seferi de birçok kez 'ah ulan keşke o uçakta olsaydım' dedirmişti. Tüm bunların sonucunda yine depreşti bu hayalim.

Bir gün mutlaka Saraybosna, bir gün mutlaka Mostar...

28 Kasım 2009

Turkish Night





24 Kasım 2009

3 Kasım 2009

Çin işkencesi #2

Dönemin şu an için en kritik dersinin vizesinin, BEŞİKTAŞ'ın bu sezon ki -şu ana kadar ki- en önemli maçını oynayacağı güne denk gelmesi. Benim maçın stresi içerisinde olmam ama aynı zamanda sınava çalışmamın gerekmesi.

Çin işkencesi nedir ?

13 Ekim 2009

İstiyorum!

An itibariyle $46. Benim sınırım maksimum $55. Bitime 2 gün 16 saat var. Çıkartmayın şunu $55'in üzerine, alayım yavruyu. Hadi lan...

(Kendimi Sezercik'in eşeğini ısrarla isteyen Yıldırım Demirörenimsi dombili gibi hissettim.)

12 Ağustos 2009

Edirne

Kısmet ise yarın, günübirlik...

28 Temmuz 2009

27.07.2009

1 sene once ananemin o an icin bulunmadigi evdeydim bugun. Toren icin gec kaldigimi dusunurken bir anda kalabaligin toplandigini gordum camdan bakarken. Istiklal Marsi'ni o kalabalikla okuyamadim, yetisemedim. Ancak marsimizdan hemen sonra ki sehitlerimizi birer birer anma torenine ve yapilan dua'ya istirak etme sansim oldu.

Hatri sayilir bir kalabalik vardi. Yapilan dua muazzamdi. Her kimse o duayi yaptiran, Allah ondan razi olsun. Bulundugum yerin tam karsisindaki bina'da bir cok bayrak vardi. O ne guzel bir bayraktir ya Rab... Tekrar tekrar asik oldum... Allah o gun canini kaybeden masum vatandaslarimizin ruhlarini tekrar tekrar sad eylesin. Amin.

13 Temmuz 2009

ÇARŞI Sabaha Karşı!

Bileti olmayanlar, hala haberdar olmayanlar -ki haberdar olmamak için uzayda yaşamak lazım herhalde :)- veya karar verememişler için yazılıyor bu yazı. Biletinizi alın, haberdar olun, kararınızı o gece orada olma yönünde verin. Şahsen ben şanslı hissediyorum kendimi o gece orada yer alacağım için. Uzun süredir sabırsızlıkla bekliyorum bu geceyi. Harika bir gece geçireceğiz inşallah. Ve Kuruceşme'den Boğaz'a, İstanbul'a ve tüm Türkiye'ye tekrar haykıracağız;

Şampiyon olduk işte BEŞİKTAŞIM bu sene....

8 Temmuz 2009

Ferrari İstanbul'da, Ömer de...

Salı günü çıktım Ortega Hasan ve Interli Safa ile buluştum. Sohbet muhabbet derken, Safa'yı Bostancı'ya postaladık. Hasan'ı da Ömür/İncirli metrobüs durağında postaladım. Ben de oyalanmadan eve geldim. Üstümü değişip, nete girdim. Ferrari gelmiş mi diye nette bakınırken, bir de ne göreyim! Ferrari'nin gelişinde rötar varmış, yeni açıklanan saat ise 19.30. Paldır küldür dışarı attım kendimi. 19.20'de havalimanı E Kapısı'na vardım. Kendisi 19.50'de başkanın özel uçağıyla geldi. Yaklaşık 150 kişiydik. Rakam olarak az olsa da, kendisini fazlasıyla bunaltmamıza yetti. Adama resmen saldırıldı diyebiliriz.

Ferrari kapıdan çıkmadan önce ilk olarak taraftarlar çıkartılıyordu. Ben de çıktım, kapının önünde bir yerde durdum. Sonra bir dirsek beni bir güzel sağ tarafa doğru itti. Döndüm bir baktım kameraman. İyi hoş dedik, önünden çekildik. Sonra Ferrari'yi yolcu ettik eve geldik.

Bugün ise Kanada'daki abimin msn'de 'Lig tv çalışanlarının saldırısına maruz kalan kardeşim' yazışıyla irkildim. Yoksa yoksa... O beni iten kameraman Lig Tv kameramanı mıydı ? diye düşünmeme kalmadı, screenshot'lar geldi. Evet, beni iten eleman Lig Tv kameramanıymış ve kendisi canlı yayın yapıyormuş. Baya bir kapatmışız görüntüsünü bir 3-5 saniyeliğine, sonra da bir güzel iteklemiş bizi köşeye doğru.

Sadece sırtımız değil, vücüdumuzun üst kısmı da çıkmış dışarı çıkarken. Öyle ki, Ferrari yerine ben çıkıyormuşum gibi bir hava oluşmuş bir anlığına. Velhasıl, şunu söylemeyi uygun görüyorum; Ferrari İstanbul'da, Ömer de... Ayık olmakta fayda var. Bundan sonra her an her yerde görebilirsiniz beni.

Bir daha ki hedefim 14 Temmuz kutlamalarında Pascal Nouma ile siyah beyaz çekmek...

Bu da BJK Tv'den, yeni gordum;

30 Haziran 2009

Mehmet Akif Ersoy

Cuma günü Vefa Stadı'na giderken güzergahımı Edirnekapı'dan gitmek olarak kararlaştırmıştım. Yolculuk sırasında Edirnekapı Şehitliğinin içerisinden yürümem gerekiyordu. Yürürken heybetli bir mezar gördüm, kimin diye baktığımda Mehmet Akif Ersoy yazıyordu. Afalladım önce. Daha sonra Mehmet Akif Ersoy'un mezarının nerede olduğunu bilmediğimi farkettim. Benim için büyük bir ayıptı bu. Dua ettim, Allah kabul eder inşallah...

Mehmet Akif Ersoy'un mezarı aslında Edirnekapı'daymış. Ancak iki yıl önce Edirnekapı mevkiisinde yapılan yol çalışmaları (tünel'in tamamen yıkılması vs.) sırasında Edirnekapı Şehitliğine nakledilmiş. Kendisi burada da yalnız bırakılmamış, Ahmet Naim Bey ve Süleyman Nazif'in mezarları ile yanyana olacak şekilde defnedilmiş.

Her İstanbul'a gelişinde en az 1 kez Eyüpsultan Mezarlığı'na giden ve orada birçok Osmanlı'dan kalma mezarların ve mezartaşlarının harap olduğunu, mezarlıkta genel olarak düzen olmadığını, bazı mezarların kaybolduğunu ve bu tarihi değerlere sahip çıkılmadığını gören biri olarak Edirnekapı Şehitliği'ndeki düzenlemeye hayran kaldım. Sadece Mehmet Akif Ersoy'un mezarının çevresinde değil, şehitliğin tamamında bir düzen var. Belli ki çok iyi bakılıyor şehitlerimizin ebedi mekanlarına. En kısa sürede bu tür bir düzenlemeyi Eyüpsultan Mezalığında da görmek dileğiyle...

Mehmet Akif Ersoy'un ve vatan uğruna kanını, canını feda etmiş tüm şehitlerimizin ruhları tekrar tekrar şad olsun. Amin.

18 Haziran 2009

Motivasyon Kaynağı

Çifte kupalı şampiyonluğumuzun coşkusu BJK Koleji'nde mezuniyet sevinciyle birlikte kutlandı. Öğrenciler ve velilerin yer aldığı mezuniyet töreninde BJK Koleji İlköğretim okul birincisi Batuhan Kurunç ve Anadolu Lisesi okul birincisi Selim Birlik, başarılarını Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası'nı kaldırarak taçlandırdı.


Zamanında bana da böyle bir motivasyon kaynağı gerekiyordu ders çalışabilmem için. Hiç anlamadılar beni, hiç BEŞİKTAŞ'ı kullanmadılar hırslanmam için. Halbuki hayatta en fazla hırs yaptığım konular içerisinde BEŞİKTAŞ geçen konulardı.

Bundan ala motivasyon kaynağı mı olur yahu? Bir sezon boyunca, uğruna milyonlarca insanın hayal kurduğu, masrafa girdiği, emek harcadığı, üzülüp sevindiği, kavga ettiği, savaştığı kupaları kaldırma şerefine nail oluyorsun.

Vallahi müthiş... Şu iki kardeşi kıskanmadım desem yalan olur.

Ha unutmadan, tekrar ve tekrar; ŞAMPİYONLUK BİZİM, KUPA BİZİM!

13 Haziran 2009

Kurtuluş

Nette birkaç yerde Kurtuluş'taki bayrak-pankart organizasyonunun güzel olduğunu okuyunca tutamadık kendimizi, babamla atladık gittik olay yerine. Bahçelievler'den Kurtuluş'a gittik, fotoğraflar çektik, 10 dakika dolaştık ve eve geri geldik. Gelirken yolumuz Merter'e düştü. Orada da bir fotoğra çektim. Peki gittiğimize geldiğimize değdi mi? Bence değdi. Gayet güzel fotoğraflar çıktı ortaya. Siyah Beyaz'ı yanyana görmeyeyim, feci bir huzur kaplıyor içimi.

En kısa sürede bir de köprü turu yapmalı, orada da fotoğraflar çekmeli. Bu arada Kurtuluş'taki pankartlarda emeği bulunanlardan da Allah razı olsun. Ellerine, yüreklerine sağlık.

Not: Diğer fotoğraflar için tık tık.

9 Haziran 2009

Tekirdağ hikayesi

Denizli'den sonra bu kez rota Tekirdağ'di. Ozellikle merkezini sevdigim, gittigim her sefer zevk aldigim bir yer Tekirdağ . Buna ragmen hic kalmadim, hep gunubirlik gittim geldim. Yine oyle oldu, sabah cikip ogle'den sonra geri donduk. Tekirdağ'da gecirilen toplam vakit 3 saat filandi herhalde, bir cami ziyareti - yemek - carsi'da dolanis ve donus seklinde.


Gunun tek kotu olayi, gidiste 30 dakikalik yol aldiktan sonra tup tasiyam kamyona arkadan carpmis kamyonet'te slklslp kalmis bir yasli amca'yi gormekti. Tam kaza mahalinden gecerken, o hala arabanin icindeydi ve ben birebir gordum ne halde oldugunu. Hala etkisindeyim. Umarim olum-kalim olmadan halledilmistir sorunlar. Allah yardimcilari olsun.

En son 2006 Temmuz'unda gittigimiz icin sehirdeki degisikliklerden haberimiz yoktu. Tam sehir merkezine gelmeden ilk saskinlik ani yasandi. Sehir abartisiz 7-8 km Istanbul tarafina dogru gelmisti. Yeni otomotiv bayiileri, yeni kolejler, bir suru guzel site yapilmis. Ozellikle gelecek haftadan itibaren kalabaliklasacaga benziyor. Ancak kis'in da eskisi kadar sakin degil sehir merkezi belli ki.

Sehir merkezinin girisindeki bu heykel hep ilgimi cekmistir. Bu sefer fotografini cekmeyi de basardim. Cok onemli bir zat olsa gerek, tarihte yaptiklarini ve onemini cok bilmiyorum acikcasi. Ancak heybetli bir poz ile guzel bir heykel cikmis ortaya. Bu arada yine merkez'de Ata'mizin, tam fiziki boyutlarinda yapilmis bir heykeli varmis. Sanirim Valilik binasinin onunde, emin degilim. Onun fotografini cekemedim, kotu oldu.

Her zaman oldugu gibi Tekirdağ'da da siyah-beyaz ilgimi cekti. Fotografini cekmemek olmazdi. Her yere yakisiyor bu iki renk. Hayatin anlami yemin billah..

Bu arada yolu dusup de kofte yiyecek olanlar, muhakkak bu firsati es gecmesinler. 3 kisi yenen yemek fiyatinin -tabii gidilen mekana gore degisebilir- Istanbul'dakinin yarisi olmasi tuhafti. Arada 2 saatlik yol var alti ustu.

Ve donuste kararimi verdim. Eger yasliligimda bir gun, "ne Istanbul'suz, ne Istanbul'da" dersem,Tekirdağ 'a yerlesecegim. Bizim evden Tekirdağ sehir merkezi 120 km'ymis, bugun baktik. Hem Istanbul'a yakin olmak, hem de kargasadan uzak olmayi isteyenler icin birebir aslinda.
Velhasil, guzel sirin bir sehir Tekirdağ...

5 Haziran 2009

Denizli Hikayesi

Cumartesi sabahi kalktim, Taksim'e oradan da Sabiha Gokcen'e dogru yol aldim. Ucak'in kalkis saatinden 2.5 saat once alandaydim, benden baska BESIKTASli da yoktu meydanda. Yavas yavas millet gelmeye basladi, ucus biletleri ve atkilar dagitildi. Kontrolden gecildi ve cikis kapisina geldik. Ucak'in 20-25 dakika rotar yapmasini da firsat bilerek yavas yavas havaya girdik. VictorY pankarti esliginde, tezahurat basladi. Ardindan ucaga binildi.


Makaralar hosteslerin klasik uyarilarini yapmalariyla vites arttirmaya basladi. Gidiste bir problem yasamadik. Ucak kalkarken uclu cekildi, ucak kalktiktan sonra sampanya patlatildi. Sampanya'nin bir kismi uzerimdeki hirkaya dokuldu. Sakinilan goze cop batarmis misali. Cikardik hirkayi. Bu arada ucaktan korkanlara sakalar yapildi. Bir ara zipla zipla ziplamayan yapilacakti ki son anda engellendi. 45-50 dakika sonra Denizli semalarina ulasildi. Ancak inis biraz sorunlu oldu, sanirim 3-4 tur attik Denizli uzerinde.

Havalimanina inince minibuslere dolustuk ve yemek yenilecek yere gittik. Tabii bu biraz uzun bir yolculuk oldu cunku havalimani sehir merkezinden 63 km uzaktaymis. Bir yandan mac sonu bu yolculuk nasil cekilecek acaba diye dusunmedim de degil. Sampiyon olunca elbette cok guzel, eglenceli gecti, o ayri.

Yemek yenilecek yerin ismi Saracoglu Kasri'ydi. Nezih bir ortam vardi. Sadece serviste zorlandi mekan calisanlari, o da normal 2 ucak dolusu insan ve bazi Istanbul'dan gelen otobusler ayni yerde toplanmisti. 3-4 saati orada gecirdik. Tabii alkol alanlar tam anlamiyla alkolun dibine vurdu. Havada feci sicakti bu arada.

Ardindan saat 18.15 civari polisler esliginde stada dogru yol alinmaya basladi. Etrafta bizi alkislayanlar da vardi, Galatasaray ve Fenerbahce formalari gosterenler de. Bu arada sofor abimizle koyu bir Denizli muhabbeti de acildi. Su an belediye baskani kimdir, necidir, hangi partidendir vs vs. Genel bilgi alimi yaptik.

Stadin orada cevre illerden ve Istanbul'dan gelen arkadaslarla birlikte tezahuratlar basladi, mesaleler yakildi. Ardindan binbir zorluk ile maca girildi. Kapali bileti olmayan, hatta Denizli tarafindan bileti olan bircok kisi de bizimle beraber Kapali'daydi. Gayet iyi tribun yaptik. Macin baslarinda Istanbul'dan gelen gol haberinin de etkisi var muhakkak. Biz de ilk yarida golu bulunca iyice rahatladik.

1-2 galibiyet ile gelen 3 puan, bu 3 puan ile olusan 5 puanlik fark sayesinde gelen sampiyonluk, sampiyonluk ile gelen sevinc, mutluluk ve huzur ile staddan ayrildik. O 63 km'lik yol su gibi akip gecti. Benim minibus degismisti, ancak zaten her minibuste donen muhabbet hemen hemen ayniydi. Tezahuratlar, kornalar, camlardan sallandirilan atkilar.. Havalimanina gidecek minibuslerin arasinda sonuncuyken, sofor abi'ye verilen gaz sonucunda havalimanina giren 2.minibus olmayi da basardik bu arada.

Havalimanina girisimizden 2-3 dakika sonra takim otobusu geldi. Ben, Ataturk Havalimaninda takimi karsilayamayacagima yanarken, bir anda takimi karsimda buldum. Polis kordon halinde oyunculari koruyarak iceri soktu ancak iceride kordon filan yoktu. Herkes ilk gordugu futbolcuya yapisti adeta.

Tam futbolcular gitti derken, VictorY pankartinin 2.kata asilisi sirasinda polis ile bazi arkadaslar tartisinca ve buna kalabalik topluca tepki gosterince, polislerle bir arbede yasandi. Bir anda ortalik karisti, neyse ki 2-3 dakika suren gerginlik hemen bitti. Yalniz, Allah korusun sampiyon olamasak, o havalimani daha cok karisirdi. Biraz da insanlarin tadini kacirmamak istememesi nedeniyle sonlandi cabucak.

Daha sonra bekleme salonuna gecildi, ilk once takim ucagi, ardindan Ataturk Havalimani'na gidecek ucak kalkti sorunsuzca. Bizim ucagimiz 30 dakika sonraydi, yani gece 1'de. Ilk once 1.30'a ertelediler, ardindan Sabiha Gokcen cok yogunmus dendi. Herkes anladi bir killik oldugunu ama yapacak bir sey yoktu.

Ben tam yemek ekanina gidip kendime hamburger almisken, herkes ucak hazir hadi gidiyoruz naralariyla bir daha kontrollerden gecmeye basladi. Hayatimda en hizli yedigim hamburger'i Denizli'de yemis oldum. Kontrollerden gectik, ucaga yoneldik. Ucaga bindik hatta.

Yaklasik 15-20 dakika ucakta kaldiktan sonra, ucak kalkmiyor ariza giderilememis lafiyla ucaktan indik. Milletin suratlar asilmis, sinirler gerilmis haldeydi. Alana girmemizle, bir cogumuz yine yemek alanlarina saldirdi. Alkol'u fazla kacirmis olanlar banklarda uyumaya cekildi. Bir ara kontuarlarin arkasinda bile uyuyanlar vardi. Neyse ki Duty Free kapaliydi da, alkol alinamiyordu daha fazla.

Saat basi yeni dedikodular cikti. Yok, Ataturk Havalimani'na giden ucak, donup bizi alacak. Yok, Antalya'dan bu sirkete ait bir baska ucak gelecek bizi alacak. Ancak bunlari yaparken yeni bir surpriz daha cikti karsimiza. Denizli Havalimani Askeri bolgedeydi ve kalkip inecek ucaklardan askeriye haberdar edilmeliydi. Boyle olunca, araya Vali'nin, yardimcisinin ve diger yetkililerin girmesi gerekiyordu. Bu haberlerle millet iyice yayildi havalimanina.

En son bir haber ulasti, 6'da ucak burada olacak diye. O sirada millet bir televizyon bulmus, izlemeye baslamisti bile. Telegol'u izlerken sampiyonluk sayimizi 11 olarak telafuz eden Serhat Ulueren'e kufurler edildi, Metalist Kharkiv oleyyyyy'ler cekildi, macimizin tekrari gosterilirken GOOOOLLLLL diye bagrildi, bu takim bu sene s.ke s.ke sampiyon denildi. Daha neler neler...

En sonunda millet cildirmis, birbirine saka yapmaya baslamisti. Biri su alip uyuyan arkadasinin suratina donuyor, uyanan cildirmis adam arkadasini kovaliyordu. Herkesin birbirine sordugu soru da "ulan kim beddua etti bize de, en mutlu gunumuzde bunu cekiyoruz"du. Bu arada bir sonraki gunku kutlamalarda tehlikeye girmisti. Millet uykusuzluktan kirilirken, nasil kutlamaya gidilecekti?

Nihayet saat 7.30 gibi Antalya'dan gelen ucaga binildi. Ucak, Denizli'den kalktiginda saat 8.05'ti. Yani 7 saatlik bir rotar soz konusuydu. Bu arada ucakta da ufak bir gerginlik oldu. Hosteslere biraz ayip da edildi acikcasi, ancak sinirler gergin oldugu icin insanlara cok da suc bulamiyorum. Hosteslere hele hic suc bulamiyorum. Yalniz iclerinden biri ayni Didem Taslan'di. Masallah..

Saat 9.10'da Istanbul'a inen ucakla, bir anda millet havalimaninda dagildi, herkes evine en kisa surede gidip dinlenmeye cekilmek istiyordu. Dinlenebilecek surede en fazla 2-3 saatti tabi. Ben yine Havas'in arabasiyla Taksim istikametinde giderken, uyuyakalmisim. Bir uyandim Zincirlikuyu'dayiz. Attim kendimi disari, metrobusle eve geldim. 3 saatlik uyku, ardindan yine hazirlanis ve kutlamalara icin yine yollara dusus...

Velhasil, cilesi bol, sevinci bol, ancak bir kez sorsalar gozumu kirpmadan "gidiyorum" diyecegim bir yolculugu geride biraktim. Uzun sure de etkisinden cikabilecegimi sanmiyorum. Guzel bir gundu. Sampiyonluk gunun en guzel yaniydi. Allah nicelerine ulastirsin bizi...

Ve bir kez daha, buyuk buyuk, sanki haykirirmiscasina;

ŞAMPİYONLUK BİZİM, KUPA BİZİM!

31 Ocak 2009

Bir iyi bir kötü

* Irmik helvasi, sen ne kadar guzel bir seysin boyle. Tabak tabak yiyebilirim....

* Avusturya, aklin var ise uzun sure karsima cikma. Bagimsizligini kazandigina pisman ederim yoksa, soylemedi deme.

12 Aralık 2008

Notes from Toronto #2

11.20: 20 dakika filan kaldim yukarida. Fotolar filan cektim, dolandim etrafta, biraz oturdum. Daha sonra aklima "ulan simdi bir yangin ciksa ne yapariz" cumlesi geldi. Asagiya inmeye karar verdim ve birinci yazinin 3.fotosunu cektigim yolculugu yaparak asagiya indim.
11.25: Bir pazarlama stratejisi olarak, asansorden indigimde karsima elbette ki hediyelik esyalar satan dukkan cikti. Bizimkilere bir sey almak icin iyi firsatti. Karinca kararinca bir seyler kaptim ve disari ciktim. Artik salona dogru yola koyulmam gerekiyordu.
11.45: 15 dakika yurudum, ardindan guzel bir yer buldum kendime ve hafif bir kahvalti yaptim. Kahvaltida ne vardi. Uyumaktan yemeye firsat bulamadigim, o sabahin 5.20'sinde aldigim krosan. Yanina bir seven up kaptim. Oturdum afiyetle yedim. Sonra ev halkina telefonlar ettim. Trabzonspor ve Sivasspor'un galibiyetlerini duydum, uzuldum.
11.50: Baktim Raptors Store 12'de aciliyormus, dikilmeye basladim onunde. O arada karsima takimimizin oyuncusu Jermaine O'neal cikti. Fotografini cektim, ayakustu sohbet ettik iste. Sonra bir baktim ponpon kizlar yanimdan geciyor. Fotolarini cekecektim ama sonra amannn dedim, iki yil once Detroit'te cektin de ne oldu ? Hem kisa bunlar zaten. Burun kivirdim kisacasi.
12.05: Magaza acildi iceri daldim. Siyah formaya baktim yokmus, sweat (bunun kirmizisi ve fermuarlisi) kapip ciktim.
12.25: Etrafta biraz dolandiktan sonra iceri gireyim dedim. Koltugumu buldum ve foto cekmeye basladim.
12.25-14.05: Klasik sovlar, marslar, takimin sahaya cagrilisi filan derken havaya girdik ve mac basladi. Ilk yari yerim kotuydu. Planim ikinci yarida yerimi degistirmekti ve bunda da basarili oldum. Ilk periyodu iyi oynadik, ikinci periyod mahvettik. Devre 50-48 ustunlugumuzle gecildi ve ben yerimden kalktim. Ilk yari boyunca bos oldugunu kestirdigim yere indim. Guvenlikcilere sanki yerime oturuyormus gibi gulumsemelerle bir yere oturdum.
15.35: Pota arkasi olan bu yerde, maci daha iyi izledim. Daha guzel seyler cektim. Ve mac bitti. 97-98 maglup olduk. Serefsiz guard'lari 8 saniye kala 3'luk atti. Millet tuhafti. Basketi yedik, karsiligini veremedik, yenildik. 5 saniye sonra herkes kapilara yoneldi. Turkiye'de olacak 10 dakika kalakalirdik salonda veya stadda...
15.40-16.30: Milletle beraber disari ciktim. Trenim 19.15'teydi, geziyim biraz etrafi dedim. Feci bir soguk yine. Bere-eldiven, ne varsa kullanarak ciktim disari. 10 dakika ayni yonde yurudum Yonge Street'te, Guinness rekorlar kitabina gore dunyanin en uzun caddesi oluyor bu cadde. Ancak daha fazla yurume sansim varken, yurumedim. Usumeye baslamistim ve bunun bir de donusu var dedim kendi kendime. Dondum erkenden. Girdim McDonalds'a, bir guzel karnimi doyurdum ama saate baktim saat daha 16.30.
16.30-19.15: 2 saat 45dk var. Ne yapacagim lan ben burada derken, oturdum biraz muzik dinledim. 30 dakika gecti, canim slklLdl. Dolastim, dolastim, dolastim. Tabii bunlari kapali yerlerde yapiyorum, tren istasyonunun etrafinda. Sonra bulmaca kitabi satan bir yer gozume ilisti. Salak bir bulmaca kitabina 4 dolar verdim. Oturdum bulmaca cozdum, cozdum, cozdum. Tam daraldim ki, bir baktim saate 18.30. Tren sirasina baktim, ouww millet girmis bile. Onumde de Raptors formali elemanlar, yan tren sirasinda ha keza. Millet sirf mac icin Kanada'nin dort bir yanindan gelmis herhalde dedim. Ve trene bindik.
19.15-23.10: Trende ne yapilir ? Uyunur, uyunur, uyunur. Son 1 saat gecmek bilmedi yalniz. Sanirim 60 dakikada 7-8 kez uyandim. Ve nihayet Windsor'a vardim.
***
18 saatlik guzel, biraz yorucu, biraz bunaltici ama mac ani harika bir gun oldu. Bu yaziyi cok duz yazdim farkindayim. Hic bir ozelligi yok, okumasaniz da olur hani. Ben yine de fotolarla guzellestirmeye calistim. Ki zaten ilk hedefim, 6 ay - 1yil sonra arsivi karistirdigimda o gun yaptiklarimi bulabilmek ve okuyabilmek. Onun icin, Safa gibi "ne lan bu yazi" diyenleri simdiden uyariyorum. Videolardan da bir iki tane yuklemeyi dusunuyorum bir iki gune. Velhasil, yazi dizimiz burada sona eriyor. Biletlerimin aliminda, trene istasyona varilista ve eve donuste emegi gecen herkese tesekkurler. SON!

11 Aralık 2008

Notes from Toronto #1

05.20: Evden cikiliyor. Cafe'de duruluyor, krosan alinip koyuluyor cantaya. Dogru tren istasyonu. Sagolsun abi ve ablam birakiyor istasyona kadar.
05.45: Tren hareket ediyor.
05.50: Uykuya daliniyor.
07.00: Bir uyaniyorum yanimda teyzenin teki.
08.00: Bir daha uyaniyorum, teyze yok. Inmis gitmis.
08.45: Bir daha uyaniyorum bu sefer anons sesiyle. Anonsta eleman "mekanik bir problem yuzunden yavasladik, yetkili arkadaslarimiz su an bakiyor sorunu cozmek icin, telasa gerek yok" diyor. Ki ben bunu bile dusunecek durumda degilim zaten. Daliyorum yine.
10.00: Tekrar uyaniyorum. Boynum agrimis. Toronto'ya yaklasmisiz, binalardan belli.
10.20: Iniyorum trenden.

10.35: Tren istasyonundan cikiyorum. Yer altinda dolasiyorum, magazalar, yemek yerleri vs. Kesfediyorum ortami. Nette bir yerde gormustum. Trenden cikip salona gitmek icin disari cikmamiz gerekmiyormus. Arastiriyorum, nihayet sonunda buluyorum giris kapisini. Direkt bunu cekiyorum. Bir huzur ki, anlatamam. 1998'den beri takip ettigim takim. 2001'den beri hayalini kurdugum salon. Nihayet ulan! 10.40: Kasarlasmisim tabii ortamda. Dolasiyorum etrafta. Bir bakiyorum CN Tower yazisi. Ulan oraya da mi alttan gecis var ? Harbiden varmis. Yuru babam yuru. 15 dakika yuruyorum, nihayet dibine cikiyorum CN Tower'in. Bir 25-30 adim atmam lazim ama iki bina arasi. O arayi nasil gectigimi hatirlamiyorum bile. Ben boyle ruzgar gormedim arkadas. Suratimin yandigini, cizildigini filan hissettim resmen. Oyle ki, binaya girdigimde kendime gelmem 5 dakikami aldi.
10.55: Etkinliklere gore fiyatlari ayirmislar. Ben en ucuzuna yoneliyorum. Maksat mekani gormek. Lukse gerek yok, bana gore degil. 20 dolar zaten en ucuz program. Ben o paraya neler yaparim biliyor musun sen ? Neyse, odedik bir seferligine. 11.00: Kontrollerden geciyoruz. Bizi asansore aliyorlar. Asansorun kapisi kapaniyor. Ve asansorde bizimle yukari cikan gorevlinin ilk sozleri; "Normalden fazla ruzgar oldugu icin asansor daha cok sallanabilir ve daha yavas cikabilir. Siz bu arada disari bakip bunun keyfini surun" ve benim aklimdan ilk gecenler; "iyi halt ettin Omer. Ne isin var olm senin yerden bu kadar yuksekte? Manyak misin lan sen? Acaba parami geri istesem indirirler mi?" Imkani yok tabii. Disari baka baka yukseldik. Sanirim 3-4 dakika surdu asansorle en tepeye cikmamiz. Kolay degil, 447 metre. (Bu foto asagi inilirken cekilmistir. Asansordeyken asagiyi da gorebiliyorduk boylece :/ )

Arkasi yarin, yoruldum lan...

7 Aralık 2008

Raptors için düştük yolllara

1.5 sene evvel bu resmi cekip altina da "Resmini cektim arabanin icinden ama tam net cikmadi. Eh bununla bir sure daha idare edecegiz. Kim bilir,belki universite icin Toronto kismet olur,bol bol giris yapabilirim bu salona. :)" demisim blogda. Sanki icime dogmus. Univesite icin Toronto olmadi ama 3.5 saatlik uzaklikta baska bir sehir oldu. Ve ilk Toronto seferi nihayet 7 Aralik Pazar gunu. Hayalleri gerceklestirmek guzel sey, her ne kadar ben hayallerimin takriben yuzde 10'unu filan gerceklestirebiliyor olsam da.

29 Kasım 2008

Anatomi #4

Saat 9.20'de kalkiyorum. Bugun ozel bir gun. Sifati var. "Derbiden onceki son okul gunu". Guzel bir duygu, guzel bir heyecan. Zaten benim hayat safak saya saya bitecek. Ya Besiktas maclari icin geri sayim, ya Turkiye tatilleri icin. Neyse. Uykusuzum her zaman oldugu gibi. Bir yandan "50 dakika, gecer biter be" diyorum, bir yandan "yemisim Stalin'i,Tarihi, pofff" diyorum. Yoklamaya puan vermeseler, gitmeyecegim ama veriyorlar namussuzlar. Neyse. Bir sayfalik hakkimi ntvspor'dan yana kullaniyorum. Bilet izdihami haberi geliyor onume. Sinirden cildiriyorum. Duygu yogunlugu feci. Bilet alamayanlara gidiyor aklim. Yazik onlara ya... Off off.

Neyse. Cikiyorum evden. Otobus zamaninda geliyor, "guzel mi gececek bugun ne" diyorum. Iki durak sonra iki kiz biniyor. Vay be, mahallede guzel kizlar da varmis diyorum. Dememe kalmiyor kizlar bir kahkaha atiyorlar, kulaklarim cinliyor. Resmen ikisinden de soguyorum o an. Olmaz olsun boyle kahkaha! Daha sonra telefon geliyor evden. ABD tunelinin girisine bak bakalim kalabalik var mi. Otobusle gecerken bakiyorum, yok diyorum bombos. O an Turkiye'de okula gitmeden her tv'yi acisimda karsima cikan eleman geliyor aklima. Her sabah bildirirdi studyoya surada trafik var burada yok diye. Hey gidi gunler hey... Okula geliyorum. Dona dona sinifa giriyorum. 50 dakikalik ilk 10 dakikasina asistan yine yok. Geliyor, sinavlari dagitiyor. Hopppaaa! Universite hayatimin en super notu geliyor. Guzel guzel. 25 dakika Stalin-Hitler diyoruz. Ders bitiyor.

Cikiyorum, eve geliyorum. Kayserispor-Trabzonspor macina goz ucuyla bakiyorum. Hakem macin icine ediyor resmen. Nette takiliyorum, hayatsensin'e yazilar yaziyorum. Tribundergi'de bir ara hareketlilik oluyor. Onu takip ediyoruz. Sonra yatiyorum, bir mesaj asagidakiler gerceklesiyor. Kalkiyorum. Nette takiliyorum, pizza aliyorum, Atlanta'yi yeniyoruz, Dallas-Lakers macinin devre arasinda bunu yaziyorum. Ve sanirim birazdan yatacagim. Evet, son kisim gayet monotonmus, simdi farkettim. Niye yazdim ben de bilmiyorum. Guzel baslayan yaziyi cok kotu bitirdik be.