22 Aralık 2008

Aldırma Kartal Aldırma... #2

Başın öne eğilmesin
Aldırma Kartal aldırma
Başın öne eğilmesin
Aldırma Kartal aldırma
En büyük sen değil misin
Aldırma Kartal aldırma

Aldırma Kartal Aldırma #1

16 Aralık 2008

Sallama

80 soru sorulacak. Hesaplamalarim yanlis degilse 27 civari dogru gerekiyor dersi gecebilmem icin. Yaklasik %33-34. Ancak benim hic bir bilgim yok ders ile ilgili. Okuyorum okuyorum, anlayamiyorum. Tam anladigimi dusunup soru cozmeye basliyorum, sorunun yarisinda anlamadigimi anliyorum falan filan. Sallama gucumle alakali olacak dersi gecip gecmemem. Bir de bir iki formul varmis, onlari ezberledik ona gore bakacagiz iste.

Bu konuda tecrubesi veya taktigi olan var mi ? Mesela bir asistan gecen gun eger bir sinavda sorunun cevabini bilmiyorsaniz ve seceneklerin birinde "yukaridakilerin hepsi veya hic biri" yaziliysa, direkt onu secin bu bir ogretmen psikolojisidir. Her soruya bu secenek konulmadigi icin, koyduklarinda cok buyuk ihtimalle cevap o olur demisti. Bunun gibi seyler benim aradigim.

Bir de baktim, vize ve calisma testlerinde bizim hoca daha cok B'yi secmis. Ben de B uzerinden gidecegim galiba. Hadi hayirlisi...

Not: Yaziyi yazmak icin gec kaldim farkindayim, sunun sirasinda sinava 14 saat 15 dakika kaldi yahu..

12 Aralık 2008

Notes from Toronto #2

11.20: 20 dakika filan kaldim yukarida. Fotolar filan cektim, dolandim etrafta, biraz oturdum. Daha sonra aklima "ulan simdi bir yangin ciksa ne yapariz" cumlesi geldi. Asagiya inmeye karar verdim ve birinci yazinin 3.fotosunu cektigim yolculugu yaparak asagiya indim.
11.25: Bir pazarlama stratejisi olarak, asansorden indigimde karsima elbette ki hediyelik esyalar satan dukkan cikti. Bizimkilere bir sey almak icin iyi firsatti. Karinca kararinca bir seyler kaptim ve disari ciktim. Artik salona dogru yola koyulmam gerekiyordu.
11.45: 15 dakika yurudum, ardindan guzel bir yer buldum kendime ve hafif bir kahvalti yaptim. Kahvaltida ne vardi. Uyumaktan yemeye firsat bulamadigim, o sabahin 5.20'sinde aldigim krosan. Yanina bir seven up kaptim. Oturdum afiyetle yedim. Sonra ev halkina telefonlar ettim. Trabzonspor ve Sivasspor'un galibiyetlerini duydum, uzuldum.
11.50: Baktim Raptors Store 12'de aciliyormus, dikilmeye basladim onunde. O arada karsima takimimizin oyuncusu Jermaine O'neal cikti. Fotografini cektim, ayakustu sohbet ettik iste. Sonra bir baktim ponpon kizlar yanimdan geciyor. Fotolarini cekecektim ama sonra amannn dedim, iki yil once Detroit'te cektin de ne oldu ? Hem kisa bunlar zaten. Burun kivirdim kisacasi.
12.05: Magaza acildi iceri daldim. Siyah formaya baktim yokmus, sweat (bunun kirmizisi ve fermuarlisi) kapip ciktim.
12.25: Etrafta biraz dolandiktan sonra iceri gireyim dedim. Koltugumu buldum ve foto cekmeye basladim.
12.25-14.05: Klasik sovlar, marslar, takimin sahaya cagrilisi filan derken havaya girdik ve mac basladi. Ilk yari yerim kotuydu. Planim ikinci yarida yerimi degistirmekti ve bunda da basarili oldum. Ilk periyodu iyi oynadik, ikinci periyod mahvettik. Devre 50-48 ustunlugumuzle gecildi ve ben yerimden kalktim. Ilk yari boyunca bos oldugunu kestirdigim yere indim. Guvenlikcilere sanki yerime oturuyormus gibi gulumsemelerle bir yere oturdum.
15.35: Pota arkasi olan bu yerde, maci daha iyi izledim. Daha guzel seyler cektim. Ve mac bitti. 97-98 maglup olduk. Serefsiz guard'lari 8 saniye kala 3'luk atti. Millet tuhafti. Basketi yedik, karsiligini veremedik, yenildik. 5 saniye sonra herkes kapilara yoneldi. Turkiye'de olacak 10 dakika kalakalirdik salonda veya stadda...
15.40-16.30: Milletle beraber disari ciktim. Trenim 19.15'teydi, geziyim biraz etrafi dedim. Feci bir soguk yine. Bere-eldiven, ne varsa kullanarak ciktim disari. 10 dakika ayni yonde yurudum Yonge Street'te, Guinness rekorlar kitabina gore dunyanin en uzun caddesi oluyor bu cadde. Ancak daha fazla yurume sansim varken, yurumedim. Usumeye baslamistim ve bunun bir de donusu var dedim kendi kendime. Dondum erkenden. Girdim McDonalds'a, bir guzel karnimi doyurdum ama saate baktim saat daha 16.30.
16.30-19.15: 2 saat 45dk var. Ne yapacagim lan ben burada derken, oturdum biraz muzik dinledim. 30 dakika gecti, canim slklLdl. Dolastim, dolastim, dolastim. Tabii bunlari kapali yerlerde yapiyorum, tren istasyonunun etrafinda. Sonra bulmaca kitabi satan bir yer gozume ilisti. Salak bir bulmaca kitabina 4 dolar verdim. Oturdum bulmaca cozdum, cozdum, cozdum. Tam daraldim ki, bir baktim saate 18.30. Tren sirasina baktim, ouww millet girmis bile. Onumde de Raptors formali elemanlar, yan tren sirasinda ha keza. Millet sirf mac icin Kanada'nin dort bir yanindan gelmis herhalde dedim. Ve trene bindik.
19.15-23.10: Trende ne yapilir ? Uyunur, uyunur, uyunur. Son 1 saat gecmek bilmedi yalniz. Sanirim 60 dakikada 7-8 kez uyandim. Ve nihayet Windsor'a vardim.
***
18 saatlik guzel, biraz yorucu, biraz bunaltici ama mac ani harika bir gun oldu. Bu yaziyi cok duz yazdim farkindayim. Hic bir ozelligi yok, okumasaniz da olur hani. Ben yine de fotolarla guzellestirmeye calistim. Ki zaten ilk hedefim, 6 ay - 1yil sonra arsivi karistirdigimda o gun yaptiklarimi bulabilmek ve okuyabilmek. Onun icin, Safa gibi "ne lan bu yazi" diyenleri simdiden uyariyorum. Videolardan da bir iki tane yuklemeyi dusunuyorum bir iki gune. Velhasil, yazi dizimiz burada sona eriyor. Biletlerimin aliminda, trene istasyona varilista ve eve donuste emegi gecen herkese tesekkurler. SON!

11 Aralık 2008

Notes from Toronto #1

05.20: Evden cikiliyor. Cafe'de duruluyor, krosan alinip koyuluyor cantaya. Dogru tren istasyonu. Sagolsun abi ve ablam birakiyor istasyona kadar.
05.45: Tren hareket ediyor.
05.50: Uykuya daliniyor.
07.00: Bir uyaniyorum yanimda teyzenin teki.
08.00: Bir daha uyaniyorum, teyze yok. Inmis gitmis.
08.45: Bir daha uyaniyorum bu sefer anons sesiyle. Anonsta eleman "mekanik bir problem yuzunden yavasladik, yetkili arkadaslarimiz su an bakiyor sorunu cozmek icin, telasa gerek yok" diyor. Ki ben bunu bile dusunecek durumda degilim zaten. Daliyorum yine.
10.00: Tekrar uyaniyorum. Boynum agrimis. Toronto'ya yaklasmisiz, binalardan belli.
10.20: Iniyorum trenden.

10.35: Tren istasyonundan cikiyorum. Yer altinda dolasiyorum, magazalar, yemek yerleri vs. Kesfediyorum ortami. Nette bir yerde gormustum. Trenden cikip salona gitmek icin disari cikmamiz gerekmiyormus. Arastiriyorum, nihayet sonunda buluyorum giris kapisini. Direkt bunu cekiyorum. Bir huzur ki, anlatamam. 1998'den beri takip ettigim takim. 2001'den beri hayalini kurdugum salon. Nihayet ulan! 10.40: Kasarlasmisim tabii ortamda. Dolasiyorum etrafta. Bir bakiyorum CN Tower yazisi. Ulan oraya da mi alttan gecis var ? Harbiden varmis. Yuru babam yuru. 15 dakika yuruyorum, nihayet dibine cikiyorum CN Tower'in. Bir 25-30 adim atmam lazim ama iki bina arasi. O arayi nasil gectigimi hatirlamiyorum bile. Ben boyle ruzgar gormedim arkadas. Suratimin yandigini, cizildigini filan hissettim resmen. Oyle ki, binaya girdigimde kendime gelmem 5 dakikami aldi.
10.55: Etkinliklere gore fiyatlari ayirmislar. Ben en ucuzuna yoneliyorum. Maksat mekani gormek. Lukse gerek yok, bana gore degil. 20 dolar zaten en ucuz program. Ben o paraya neler yaparim biliyor musun sen ? Neyse, odedik bir seferligine. 11.00: Kontrollerden geciyoruz. Bizi asansore aliyorlar. Asansorun kapisi kapaniyor. Ve asansorde bizimle yukari cikan gorevlinin ilk sozleri; "Normalden fazla ruzgar oldugu icin asansor daha cok sallanabilir ve daha yavas cikabilir. Siz bu arada disari bakip bunun keyfini surun" ve benim aklimdan ilk gecenler; "iyi halt ettin Omer. Ne isin var olm senin yerden bu kadar yuksekte? Manyak misin lan sen? Acaba parami geri istesem indirirler mi?" Imkani yok tabii. Disari baka baka yukseldik. Sanirim 3-4 dakika surdu asansorle en tepeye cikmamiz. Kolay degil, 447 metre. (Bu foto asagi inilirken cekilmistir. Asansordeyken asagiyi da gorebiliyorduk boylece :/ )

Arkasi yarin, yoruldum lan...

7 Aralık 2008

Ben...

"Ben bazen BEŞİKTAŞ'ın yenilgisinden hüzünlenip, zevk de alabiliyorum..."

Raptors için düştük yolllara

1.5 sene evvel bu resmi cekip altina da "Resmini cektim arabanin icinden ama tam net cikmadi. Eh bununla bir sure daha idare edecegiz. Kim bilir,belki universite icin Toronto kismet olur,bol bol giris yapabilirim bu salona. :)" demisim blogda. Sanki icime dogmus. Univesite icin Toronto olmadi ama 3.5 saatlik uzaklikta baska bir sehir oldu. Ve ilk Toronto seferi nihayet 7 Aralik Pazar gunu. Hayalleri gerceklestirmek guzel sey, her ne kadar ben hayallerimin takriben yuzde 10'unu filan gerceklestirebiliyor olsam da.

30 Kasım 2008

Biz hazırız

Gelecekse tüm acılar,
biz hazırız, senden gelsin...

29 Kasım 2008

Anatomi #4

Saat 9.20'de kalkiyorum. Bugun ozel bir gun. Sifati var. "Derbiden onceki son okul gunu". Guzel bir duygu, guzel bir heyecan. Zaten benim hayat safak saya saya bitecek. Ya Besiktas maclari icin geri sayim, ya Turkiye tatilleri icin. Neyse. Uykusuzum her zaman oldugu gibi. Bir yandan "50 dakika, gecer biter be" diyorum, bir yandan "yemisim Stalin'i,Tarihi, pofff" diyorum. Yoklamaya puan vermeseler, gitmeyecegim ama veriyorlar namussuzlar. Neyse. Bir sayfalik hakkimi ntvspor'dan yana kullaniyorum. Bilet izdihami haberi geliyor onume. Sinirden cildiriyorum. Duygu yogunlugu feci. Bilet alamayanlara gidiyor aklim. Yazik onlara ya... Off off.

Neyse. Cikiyorum evden. Otobus zamaninda geliyor, "guzel mi gececek bugun ne" diyorum. Iki durak sonra iki kiz biniyor. Vay be, mahallede guzel kizlar da varmis diyorum. Dememe kalmiyor kizlar bir kahkaha atiyorlar, kulaklarim cinliyor. Resmen ikisinden de soguyorum o an. Olmaz olsun boyle kahkaha! Daha sonra telefon geliyor evden. ABD tunelinin girisine bak bakalim kalabalik var mi. Otobusle gecerken bakiyorum, yok diyorum bombos. O an Turkiye'de okula gitmeden her tv'yi acisimda karsima cikan eleman geliyor aklima. Her sabah bildirirdi studyoya surada trafik var burada yok diye. Hey gidi gunler hey... Okula geliyorum. Dona dona sinifa giriyorum. 50 dakikalik ilk 10 dakikasina asistan yine yok. Geliyor, sinavlari dagitiyor. Hopppaaa! Universite hayatimin en super notu geliyor. Guzel guzel. 25 dakika Stalin-Hitler diyoruz. Ders bitiyor.

Cikiyorum, eve geliyorum. Kayserispor-Trabzonspor macina goz ucuyla bakiyorum. Hakem macin icine ediyor resmen. Nette takiliyorum, hayatsensin'e yazilar yaziyorum. Tribundergi'de bir ara hareketlilik oluyor. Onu takip ediyoruz. Sonra yatiyorum, bir mesaj asagidakiler gerceklesiyor. Kalkiyorum. Nette takiliyorum, pizza aliyorum, Atlanta'yi yeniyoruz, Dallas-Lakers macinin devre arasinda bunu yaziyorum. Ve sanirim birazdan yatacagim. Evet, son kisim gayet monotonmus, simdi farkettim. Niye yazdim ben de bilmiyorum. Guzel baslayan yaziyi cok kotu bitirdik be.

Bilincalti

Ne bicim bir sey kardesim bu ? Allah'in hikmeti diyesim geliyor tabii en nihayetinde. Olaya donelim; Klasik oglen uykusuna yatmisim. Uykunun arasinda telefon caliyor, aciyorum zar zor. Bir bebek sesi. Ciglik filan atiyor bir seyler diyor. Ben de alo alo diyorum. Sonra bir yetiskin aliyor telefonu. Michael? diyor. Yanlis numara diyorum, ozur diliyor karsi taraf kapatiyoruz. Olayin tuhafligini dusunmeden bir daha uykuya daliyorum. Ruyamda 3 bebek goruyorum. Bebekler de yatmadan once msn'de konustugum Almanya'dan kardesim Burak'in yigenleriymis megerse. 2'si kiz 1'i erkek. Ruyayi oyle ayrintili hatirliyorum ki ama... Mesela kucuk kiz cok konuskan bir sey, vir vir konusuyor, cok bilmis bir sey belli. Buyuk kiz ise sessiz sakin. Ikisini de kucagima aliyorum, guldurmeye calisiyorum filan. Tuhaf valla..

Uyandigimda msn'e girdim. Burak'a olayi anlatiyorum. Ilk once ben de unuttum telefonda bir bebekle konustugumu. Sonra konusmanin ilerleyen dakikalarda aklima geldi, baglantiyi kurdum. Simdi dusunuyorum ve yine vay be diyorum. Harbiden acaip bir sey su bilincalti mevzusu...

24 Kasım 2008

Pozisyon

"Pozisyon golmüş, Allah belanı versin"
Konu tribunde yaraticiliksa, bu ulkede bizden iyisi yok.

23 Kasım 2008

Beyaz forma, siyah şort

BEYAZ FORMA, SİYAH ŞORT!

20 Kasım 2008

Thanks hocam

Belki saglik probleminiz var, belki ciddi bir sorununuz, belki de ailevi meseleniz. Ne olup, bittigini bilemiyorum hocam ama Persembe gunu olan tek dersimi iptal edip, bana sabahlama, ardindan da oglene kadar uyuma sansi tanidiginiz icin size minnettarim. Sali gunu gorusmek uzere. Best regards. Omer.

15 Kasım 2008

KKTC

Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi, 15 Kasım 1983'de oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan ettiğini dünyaya duyurdu. KKTC'nin kuruluş bildirgesini kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş okudu.

Anatomi #3

Saat 12.15, telefonun sesiyle uyaniyorum. 12.15 ya, ne guzel diyorum kendi kendime. Ne kadar guzelmis bu kadar gec uyanmak. Ben guzelliklerden bahsederken, telefondaki ses biraz telasli gibi sanki. "1'deymis lan namaz, kalk cabuk giyin asagiya in", haydaaa 1.30'daydi yaa, aaa dogru saatler geri alindi. Hopp zipla yataktan, 5 dakikada hazirlan, bunlari yaparken ntvspor'a gozatmak icin yine ac laptop'u. Bir haberlik vakit var, basliklara gozat ve o basligi bul. "Fenerbahce-BEŞİKTAŞ derbisi 29 Kasim'da", haberin icerigini okumak icin gir. Ilk gozatilan sey, BEŞİKTAŞ'in Cuma gunleri macinin olup olmadigi. Yok cok sukur. ee Galatasaray derbisi ne zamanmis, 21 Aralik. Hassktr..O gun iki tane finalim var ama benim ? Off ulan off.. Gitmek icin hayalini kurdugum macin oldugu gun, finale girmek. Bu kadar mi ters gider her sey? Neyse, evden cikarken Turkiye'ye bir mesaj, "baba sansliymissin, Fener macini 29Kasim'a koymuslar, izleyebileceksin, ama ben senin kadar sansli degilim ya..". Cik evden, bin arabaya, 25 dakikalik bir yolculuk ve dernekteyiz. Namaz bitsin, cikarayak 5 dakikalik sohbet. 2009 takvimlerinden kap bir tane. Ah ah, yillar geciyor be abi... Araba ve ev. Otur kahvaltiyi yap. Kahvalti = manti. Goren Kayserili sanacak ha. Kahvaltidan sonra biraz nette takil, ki zaten saat oglen 3 olmus. Yapacak bir sey yok. Son 3 yildir odevlerin hep geceyarisi yapildigini dusunursek, oglenler nedense hep bos geciriliyor. Aaa guzel fikir lan, uyuyim biraz. Son 1aydir her gun oglen uykusu cekiyorum zaten, guzel oluyor be. Yat,2 saat uyu. Kalk, yemek icin disari cik. Evet, doner. Ulan hala bikmadim ya su donerden, vallahi doner manyagiyim ben galiba. Eve don, Denver-Boston maci. Garnett'a kufret, Denver'i destekle, Denver yensin. Nette takil, odevlere hafiften basla. 2 saat icinde odevleri bitir. Bos bos dizilere bakarken, bir telefon. Gel lan asagiya. Saat 2.45. In asagiya, bir seyler atistir, sohbet muhabbet. Cik yukari 3.50. Kapida feci sert kapandi ha. Salonun camini acik unutursan ruzgardan oyle olur iste. Kac ayri insandan kufur yedim merak etmiyor degilim. Saat 4.05, oh oh sabahlar olmasin. Sabahlar olmasin derken, bir beste vardi ne oldu ona ? Gunes dogmuyor, aksam olmuyor, homoseksuel(!) rakip Inonu'ye neden gelmiyor...Soylenmeli bir ara...Ozledik be. Bitti.

Not: Enis, Anatomi'yi sormustun. Gunun anatomisi diye bir geyik vardir ya, o misal iste.
Not: hem Kadikoy'e, hem Ali Sami Yen'e cok pis geliyoruz 1 ay icinde...Oy oy...

13 Kasım 2008

Anatomi #2

Uzun sure sonra deliksiz bir uyku cekmisim. 8.20'de, alarm sesiyle, yani dogru saatte, uyaniyorum. Hazirlaniyorum, 8.36'da duraktayim. 8.38 civari gelmesi gereken otobus gelmiyor. Cok soguk olmasa da, soguk, donuyorum. 8.38 otobusu gelmiyor. 8.53'e kadar bekliyorum. Bu sirada o gelmeyen otobusun soforunu gecen seferden cok daha kotu sekilde aniyorum. Haketti serefsiz. Bir otobus gelmeyince yani iki otobusluk insan bir otobuse sigismaya calisinca, olaylar patlak veriyor. O oburune carpiyor, bu suna carpiyor. Ben rahatim, gecen sefer bahsettigim yerdeyim. Rahatim derken, ta ki yolculugun sonuna dogru otobuse binen salak kiz gelene kadar. Makyaj kutusuna dusup cikmis, otobuse binmis. Elde telefon. Allah bir cene vermis, gerisini yemin ederim koy vermis. Ask hayatini ogrendik kizin 5 dakikada. "Aaa yok yok, ben onunla Justin'le cikmadan once cikmistim" , "hayir karistiriyorsun, Justin'in kuzeniyle cikmamdan hemen onceydi" falan filan. Neyse ki okula geliyoruz. Kiz otobusten inmiyor. Bu salak kizla ayni okula gitmiyorum diye sukrediyorum. Derslerin biri bitiyor, ikincisi baslayamiyor. Neden ? Yangin alarmi. Hoca tam powerpoint'i acacakken, ditditdittt otmeye basliyor. Ulan ders umrumda degil de, gelecek donemki derslerimi secmem icin verdikleri gun ve saat bu derse denk geliyordu. Disari cikmamaliyim ben, siniftayken halletmeliyim su olayi. Yok, illa cikacaksin diyorlar. Laptop'u kapatiyorum, tam cikmaya yelteniyorum, hoppp alarm susuyor. heheh diyip geri donuyorum, laptop'u aciyorum -ki bunu sinifta 15-20 kisi daha yapiyor-, o sirada hoca geliyor. Ya biz geri donduk ama, kimse geri gelmiyor baksaniza, guvenlik icin yine de ciksak mi acaba ? diyor. Hayyyy diyorum, hay hay manasinda degil tabii. Cikiyoruz yine. Binadan gec ciktigimiz icin, disaridaki kalabalik bizi alkisliyor. Sagolsunlar,varolsunlar. Sonra 5 dakika geciyor, iceri geri donuyoruz. Hoca tam powerpoint'i acacak, bilgisayar bozuluyor. Teknisyenleri ariyor, laptop getiriyorlar. Derse basladiginda 20.dakikasi dersin. Neyse, derslerimi seciyorum; Akademik yazi-Sosyoloji-Tarih II-Politika II-Arama teknikleri minvalinde. O ders bitiyor, baska ders basliyor. Onu da bitiriyoruz, hoppp otobus. Otobus ile McDonalds'a. Eh, kim yemek yapacak simdi evde degil mi ? Sonra yemeyi indiriyorum, eve geliyorum. Takiliyorum oyle, sonra tam uyuyacagim telefon, ablam. Kapatiyoruz, yatiyorum. 20dk geciyor, telefon, annemler. Yilmiyorum! Uyuyacagim diyorum, ve uyuyorum 2.5 saat kadar. Kalkiyorum, yarim kalan odevleri bitiriyorum. Toronto macini izliyorum, 76ers'a yeniliyoruz. Dizi izliyorum, Adanali. Vasat kere vasat, bosuna hic izlemeyin. Sonra oturuyorum bu yaziyi yaziyorum. Yazidan sonra da yatmayi dusunuyorum. Iyi geceler. :)

12 Kasım 2008

12 Kasım 1999

Yıkılmış bir bina veya gözyaşları icinde bir insan fotografı koymuyorum bu yazıya, koyamıyorum,icim el vermiyor. Cok bir sey de yazamayacagım cünkü o günü düşündükce insanın bogazı dügümleniyor, eli klavyeye gitmez oluyor. Bu yazının tek bir amacı var, o da 12 Kasım Düzce depremi'nin unutulmadıgını gostermek. 17 Agustos'un hep gölgesinde kalmış, ancak zamanında canımızı cok acıtmış bir gün aslında 12 Kasım.

Onca vatandaşımızın vefatından sonra cok bir şey degişmedi ülkede dogal afetlere karşı önlem konusunda. Bireylerin elinde olsa, belki sen ben o bir şeyler yapabilirdik ama, ne gücümüz var ne de imkanımız. Tek yapabildigimiz, o günü unutmamak ve unutturmamak. Allah tekrarını bu yurda ve bu yurdun insanına yaşatmasın. Vefat eden vatandaşlarımızın mekanlari cennet, ruhları şad olsun. Amin.

11 Kasım 2008

Anatomi

Sabah 8.17'de uyan, git yuzunu yika, odaya geri don. Kafana dank etsin. Ulan saati 8.50'ye kurmustum ben. Eee ne yapiyorum ? Aaa 30 dakikam var, hopppp yatak. Bu aralar cok slk oluyor bu. Kafayi mi yiyorum ne. 8.50'de bu kez alarm sesiyle uyan. Alarmi susturabilmek icin baya cebelles kendinle, cunku cep telefonu 2 metre otede. Uyanamama riskini azaltmak icin bulunan en son care. Bir kez basimiza geldi, hem de sinav sabahi gelmemeli degil mi ? Kalk, giyin, ntvspor'a gir cik, tribundergi'de onune gelen iki topice gir cik, maile gir cik. Sonra da evden cik. Asansore bin, disari cik. Hoppp yilin ilk kari. Hafif hafif yagiyor. Yerler tutmamis ama catilar beyazlasmis bile. Gecen sene 20 Kasim'da yagmisti ilk kar Montreal'e. Daha guneydeki sehre 10 gun once yagdi . Ayvayi yedik galiba bu kis yine. Otobus duragina yuru. Soguk baya. Otobus 4 dakika gec kalsin, bu da demek oluyor ki 4 kere sinkafli sekilde aniliyor otobus soforu. Normal bu sogukta. Otobus gelsin, bin otubuse. Bir Pazartesi sabahi icin cok fazla samimiyet iceren bir "how you doin?" cumlesi. Benden de samimiyetsiz bir "fine and you" karsiligi. "Fine thanks" derken karsi taraf, ben otobusun ortasina gelmisim bile. En arka sag kose. Bu otobuslerdeki en rahat yerler sol ve sag. Ancak okula giderken sol koseye binilmez, gunes cok pis vuruyor, uyuyamiyorum. Sag koseye oturmak en iyisi, eh ben bindigimde otobus zaten hep bos oluyor. 45 dakikalik yol boyunca 4 kez uyanma. Halbuki 2'den fazlasi olmamaliydi. Sinav stresinden olsa gerek. Okula varis, titreye titreye 200 metre yuru ve binaya at kendini. Derse gir, ekonomi. Ekonomi kimin umrunda ? Onemli olan tarih sinavi. Tarih notlarini cikar, hatim etmeye basla; Wilhem II, Bismarck, Leopold II, Dual Alliance, Triple Alliance....Aghhh! Bu arada tahtaya bir bak, anlamsiz sayilar silsilesi. Ben niye mi siniftayim ? Hani yoklama alacak ya bu lavuk senenin geri kalaninda 1 kez ve o yoklama ile yuzde 2.5 kazanilacak ya, coldeki kutup ayisi misali, denk gelmesin kirdigimiz derse. Gidelim ne olur ne olmaz. Ders bitsin, kostur kostur sinav mahaline. Sinava gir. 5 asistandan, seninkini gor selam cak. Sonra onun yaninda dikilen guzelim asistani gor. Offf ulan bu ne be diye ic gecir. Bundan sonra kadin ismi gorursem, asistan olarak sececegim arkadas diye hayiflan. Sinav baslasin. 10.soru = "1914 itibariyle Avrupa'daki hasta adam kimdir?" , aglaya aglaya Osmanli Imparatorlugu yaz. Vahdettin'i an, ulan 10 seneye kalmaz goreceksiniz hasta adami diye ic gecir. Sinavdan cik, kutuphaneye yuru. Donarak. Kutuphanede print alman gereken seyleri print almak icin karta 5 dolar yukle ama sonra word'e kaydedip evde rahatca cikartabilecegin gelsin aklina. Neyse, 5 dolar kartta duracak, kaybolmus bir sey yok diye kendini avut. Okuldan cik, doner yemeye git. EE bugunun de odulu bu olsun. Doneri ye, eve gel. Derslerin basina otur, iki tane 20ser dakikalik odevi hallet hop gum pat cat. Sonra uyu, uyurken telefon calsin, sinir ol. Dun de aynisi olmustu. Sonra kalk nette takil, Enisle takil, Safa'ya laf sok, A roma la roma della Lazio Roma a Lazio. Anladin sen onu. Alinma bak, cakarim ha. Neden bu yazida paragraf yok, bilemiyorum. Anatomi yazdim basliga ama bence cok itici kelime. Fen'i hic sevmem, seveni de sevemedim bugune kadar hic. Fen'i seven arkadasim hic olmadi, olmamali zaten. Biz Fen'le ayri dunyalarin insani aman konulariyiz. Bol bol imla,anlam veya yazim hatasi vardir bu yazida eminim ama bunu dusunecek halde degilim. Neyse, bitti iste. Oh be.

Not: Saldirsana,saldirsana,saldirsana karakartal. Bizim icin Fortis Cup'i kaldirsana karakartal. (uysun diye fortis cup yoksa Turkish Cup)

10 Kasım 2008

Rahat uyu ATAM!

"Bana insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir."
Mirasının bekcisiyiz...Rahat uyu ATAM!

9 Kasım 2008

Nobreeeee

11 ay once ovmusum bu adami, aha burada. Bir yaziyi ona ayirmisim. Formayi giyip, mucadelesini gosterdiginden beri hayraniyim. Gol atamadigi surecte de destekledim, simdi de destekliyorum. Basin ve bir grup taraftarimiz, su anda bulmus gibi davraniyor Nobre'yi. Cuma gunu ilk maciydi sanki bu adamin. Tepkiliyim kardesim. Bu adamin 3.sezonu bu. Bu adam hep boyle oynuyor. Fenerbahce'den geldi diye sevmediniz, disladiniz. Nihayet artik onyargilarinizi kirabildiniz. Hakli cikmanin mutlulugunu yasiyorum. Guzel bir seymis.


Yonetim; akilli ol, sozlesmesini uzat lan bu adamin. Bir de size laf anlatmak zorunda kalmayalim...

7 Kasım 2008

1903 ytl

Forza'da yeni bir organizasyon hazirligi var. Damali bayrak organizasyonu. Ayrintilara suradan ulasilabilir. Hedef Kapali'yi bayraklarla suslemek asagidaki resimdeki gibi. Bir komite olusturulmus, hesap numarasi verilmis, toplaniyor paralar. Guzel olacagindan/olduracaklarindan, bu organizasyondan da yuzlerinin akiyla kalkacaklarindan eminiz.

Bu organizasyonun bize yasattigi bir de guzellik var. Futbolunu elestirdigim ancak hirsini, efendiligini, profesyonelligini begendigim Baki'den geliyor on numara hareket. Seviyoruz seni,seviyoruz! demek istiyorum. Lakin, zamaninda cok elestirdim futbolunu. Bu yuzden bu hakki kendimde bulmuyorum. Olsun, Turkiye'deyken gittigim maclarda, tribune uymuslugum ve soylemisligim olan tezauhrati yazabilirim yine de;

Ne bir lokma ekmek, ne bir kızı sevmek
Seviyoruz seni , BAKİ MERCİMEK

''Bana gösterdiğiniz sonsuz destek ve sevgiye karşılık olarak ufak bir jest yapmak istedim.

Nasıl ki sizden aldığım para alın terimin karşılığı ve helal ise, bu güzel organizasyon için benim de her bir kuruşum sizlere HELAL OLSUN.''

Baki Mercimek

29 Ekim 2008

85

23 Ekim 2008

Anket


Link: http://www.msnbc.msn.com/id/21253084/

Oy atalim, attiralim. 1.5 milyon oy sonucu yuzde 77'nin hayir demesi guzel. Ben yine de o yuzde 22'nin de aklini seveyim !!!! Serefsiz kopekler.

21 Ekim 2008

Başlıyoruz

Çok zaman harcayıp,
yeterli olmadığını düşünmek veya yeterli olmayıp,
çok zaman harcadığını düşünmek.
Ak koyun. Kara koyun.
Başlıyoruz. Bismillah...

11.30 - Introduction to Canadian Politics
16.00 - Quantitative Methods

17 Ekim 2008

Özlemişiz

video

Not: Video'yu kaydedip, bana gonderen Enis'e tesekkurler.

4 Ekim 2008

Vatana feda olsun

Şehidin babası Kemal Küçüksolak, basın mensuplarına yaptığı açıklama sırasında 6 aylık torunu Yusuf ile yeğeni 4 yaşındaki Arda’yı kucağına alarak, “Alın işte, biz de asker bitmez. Biz de yüzlerce İlhanlar var, hepsi vatana feda olsun” dedi.
*
Sozun bittigi yer...
Sehit veririz, canimiz yanar, ancak bu aciklama yok mu, bu metanet yok mu, iste bunun icin bu vatan bolunmez. Bu insanlar, sehit vermenin gurur oldugunu bildigi surece, verdiklerin sehidin ardindan "vatana feda olsun" dedikleri surece, bizim sirtimiz yere gelmez...

Allah tum sehitlerimizin mekanlarini cennet eylesin,
analarina, babalarina, yakinlarina sabir versin...
:(

9 Eylül 2008

İzmir’in Kurtuluşu (1922)

(09 Eylül 1922, "Türk Ordusu" Izmir'de... )

İzmir’in dağlarında...
İzmir’in dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşman yel gibi kaçar
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

İzmir’in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Canım feda olsun güzel vatana

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım derim
Allahtan utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

30 Ağustos 2008

Zafer Bayramı - 2

Büyük hali için tıkla

28 Ağustos 2008

Oh be!

Hasret öyle büyük ki, yaz yaz bitmiyor.
Bu sevdanın illa ki özlenen bir yanı çıkıyor.
*
İlk resmi maçımız için bir şeyler karaladık.
İlk lig maçımız için bir şeyler karaladık.
Şimdi sıra İnönü'de oynanacak ilk maçta.
Huzurlarınızda, BEŞİKTAŞ kapalısı.
Oh be.

24 Ağustos 2008

21.45

Bugün 21.45'te lig heyecanı da nihayet başlıyor bizim adımıza. 34 hafta içerisinde neler yaşayıp, neler göreceğiz bakalım. Kaç puanımız gasp edilecek yine, Allah bilir. Neyse, biz iyi niyetle başlayalım, temiz bir sayfa açalım. Şampiyonluk için, saldır BEŞİKTAŞIM!

17 Ağustos 2008

14 Ağustos 2008

SENSİZ GEÇEN GÜNLERİN .....

SENSİZ GEÇEN GÜNLERİN ...... !
***
Bu linkte yazmıştım 96 gün önce, her gün için bir cümle. O cümleler teker teker geçildi ve bugün, sonuncusu da bitti. Şafak artık sıfır. Maç günü bugün, BEŞİKTAŞ arması sahada tekrar yerini alıyor. Kalp atışları her geçen saat biraz daha hızlanıyor.
*
96 günlük süreçte 96 kez BEŞİKTAŞ'ın hayatın anlamı değil, hayatın ta kendisi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. (96 gün önceki yazıda yazdığım gibi.) Onsuz nefes almak, deveye hendek atlatmaktan zordur. Anlaşılmıştır ki, onsuz yapılamaz, hayattan zevk alınamaz.
*
Yeniden doğmaya saatler kaldı. Yeniden filizlenen bir aşk hikayesı 14 Ağustos 2008 günü başlıyor, Mayıs 2009'a kadar sürecek. Sonu ne olursa olsun, bol adrenalin, bol duygu yoğunluğu, bol aksiyon yaşanacak ve yaşananlar yıllar sonra bile kimseye pişmanlık duygusu olarak geri dönmeyecek.
OH BE!
*

12 Ağustos 2008

Erzincan...

5 Temmuz 1993 hünü 33 vatandaşımız katledilmişti Erzincan'da. Geçen 15 seneye rağmen unutulmadı o gün o şehirde olanlar. Başbağlar katliamı olarak geçti tarihe. 15 sene içinde çatışmalar da oldu, şehit de verdik yine bu şehirde. Allah hepsine rahmet eylesin.

Ve tarih 11 Ağustos 2008, Erzincan'dan gelen haberler yine kor ateşi gibi düştü yüreğimize. 9 askerimizi şehit verdik bir hain tuzağa. Bugün yine acıyor yüreğimiz. 9 anamız yine en kötü gecesini geçiriyor bu gece. Allah hem bugün şehit olan askerlerimizin, hem de Tuzla'da hayatını kaybeden 3 vatandaşımızın mekanlarını cennet eylesin.

Yine de düşman ümitlenmesin, 1 ölürsek 1000 doğarız, düşmanımızı kendi kanınızda boğarız.

10 Ağustos 2008

Bu VATAN Bölünmez...

..bu böyle biline...
Patlama'dan 2 hafta sonra Güngören'den bir kare. Bu cadde Kınalı Caddesi. O patlamada ismi bol bol telafuz edilen cadde. Bayrağın biraz ilerisinde bu cadde'yi kesercesine yer alan Menderes Caddesi/Çıkmazı da tam patlamaların olduğu yer. Halk bayraklarıyla donatmış ilçeyi. Hala polisler var ilçenin dört bir yanında. Hala bazı balkonlar o günkü patlamalardan sonra ki haliyle duruyor, bazı karartılar var binalarda. Bazıları yıkık dökük.

Önemli olan terörist'lere karşı, biz buradayız, siz ne yaparsanız yapın bizim normal yaşantımızı değiştiremezsiniz mesajını vermekti. Güngören halkı bunu yaptı. Patlama'dan 2 hafta sonra, patlamanın olduğu yer, patlamanın olduğu saatlerde yine cıvıl cıvıl'dı. Terör canlar alabilir, terör canımızı yakabilir, ancak terör bizi bütünlüğümüzden vazgeçiremez, hayatımıza yön veremez. Verilebilecek en güzel mesajı halk vermiş Güngören'de. Yaşanılanlara rağmen hayat devam ediyor, Türkiye Cumhuriyeti yaşamaya devam ediyor.

Allah tekrar o hain saldırıda vefat eden vatandaşlarımızın ruhlarını şad eylesin, hala hastanede fiziksel tedavi gören, saldırıdan sonra psikolojik sorunlar yaşayan vatandaşlarımıza da yardım etsin,güç kuvvet,sabır versin. Amin.

9 Ağustos 2008

Nihayet çıktılar...

Beyaz forma çok sade. Ki zaten beyaz formanın altına neden beyaz şort giyilir anlamıyorum. Bu kulübün tarihinde beyaz forma-siyah şort kültürü vardır ama kime söylüyoruz ki ? Gri-siyah forma antreman forması gibi geldi bana, hoşuma gittiği söylenemez. Çubuklu son yılların kopyası, arkası için kötü diyorlar görmedim bir şey diyemeyeceğim. Enine çizgili siyah beyaz forma hoşuma gitti ama bir de mağazada bakmak lazım. Velakin, alsam mı almasam mı karar veremedim ama alırsam ya enin çizgili siyah-beyaz veya çizgili olacak. Hadi hayırlısı...

7 Ağustos 2008

Dirk Nowitzki # 41

Ad-Soyad: Dirk Nowitzki
Doğum Tarihi: 19 Haziran 1978
NBA Kariyeri: 1998-....
Kariyer Ortalamaları: 22.4 sayı , 8.6 ribaund
Başarıları:
8 Kez All NBA Team
7 Kez All Star
2002 Dünya Şampiyonası 'MVP, En değerli oyuncu'
2005 Avrupa Şampiyonası 'MVP, En değerli oyuncu'
2006 NBA All Star Üçlük Yarışması Şampiyonu
2007 NBA 'MVP, En değerli oyuncu'
***
10 yıldır NBA oyuncusu, 1 sezon hariç her sezon 82'er maç + play-off oynamış, bu her sezon yaklaşık 100 maç demek. Yetmemiş hemen her yaz Almanya Milli Takım kamplarına katılmış, turnuvalarda boy göstermiş. Ne kariyer, ne maddi açıdan bir getirisi olmamasına rağmen ve aslen Polonyalı olmasına rağmen Almanya Milli Takımında oynamaya devam etmiş, belki de o formayı giymek için ilk koşanlardan biri olmuş.
*
Ve aynı Nowitzki, kariyerindeki bunca başarıya rağmen hala aç bir kurt gibi yeni bir turnuvayı bekliyor; Pekin 2008 Olimpiyatları. Hem de yukarıdaki saç stiliyle. Hem de Alman kortejinde bayrağı taşıyacak adam seçilerek.
*
Alman Basketbol Milli Takımı, Olimpiyatlar için ön eleme oynarken Nowitzki hayallerinden birinin Olimpiyatlarda mücadele etmek olduğunu söylüyordu ve ekliyordu; sonuç ne olursa olsun, orada olmak bile gurur verir. Final maçında Almanya ve Nowitzki istediğine ulaştı. Alman Olimpiyat komitesi de kendisini onurlandırdı ve Alman kortejinde bayrağı taşıma görevini Nowitzki'ye verdi.
*
Bu onurlu ve karakterli adam, bizim NBA yıldızlarımızın suratını kızartır mı bilmiyorum ama beni imrendirdiği, kendisine bir kez daha hayran bıraktığı ve daha 30 yaşındayken 'bir imkan olsa da bu adamı ömür boyu izleyebilsek' dedirttiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
*
Dirk Nowitzki # 41!

2 Ağustos 2008

Konya'da bina çöktü

Canımızı yakacak görüntüler sadece terör saldırılarından sonra ortaya çıkmaz. Cahillik ve sahtekarlıkğın birleşimi en az terör kadar tehlikelidir. Ve bunlar önlenmediği sürece, bizim, annelerin babaların canları yanmaya, yüreklerine kor ateşi düşmeye devam edecektir.

Konya'da yaşanan acı olay sonrası ölü sayısı şu an 18. Son 5 günde iki acı olayın bilancosu 35 ölü. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.

1 Ağustos 2008

Kura

çek bi' apoel...
***
Düzenleme: Torbalar kura başlamadan bir kez daha düzenlendi ve muhtemel rakip sayımız 5'e düştü. 2 Sırp 2 Boşnak 1 Hırvat takımı var bulunduğumuz torbada.
Muhtemel rakiplerimiz:FK Vojvodina (SRB) FK Borac (SRB) NK Slaven Koprivnica (CRO) NK Zrinjski (BIH) NK Široki Brijeg (BIH)
Yeni istek: Sırp takımı çıksın, ilk maç İnönü'de olsun. Bosna Hersek bayrağı götürelim, göz (!)lerine göz (!) lerine sokalım!

24 Temmuz 2008

Aklımda bir tek sen...

1.Hafta: Antalyaspor - BEŞİKTAŞ
2.Hafta: BEŞİKTAŞ - Konyaspor
3.Hafta: Trabzonspor - BEŞİKTAŞ
4.Hafta: BEŞİKTAŞ - Gaziantepspor
5.Hafta: İBB - BEŞİKTAŞ
6.Hafta: BEŞİKTAŞ - Hacettepe
7.Hafta: Gençlerbirliği - BEŞİKTAŞ
8.Hafta: BEŞİKTAŞ - Sivasspor
9.Hafta: Kayserispor - BEŞİKTAŞ
10.Hafta: BEŞİKTAŞ - Kocaelispor
11.Hafta: Bursaspor - BEŞİKTAŞ
12.Hafta: BEŞİKTAŞ - Eskişehirspor
13.Hafta: Fenerbahçe - BEŞİKTAŞ
14.Hafta: BEŞİKTAŞ - Ankaraspor
15.Hafta: BEŞİKTAŞ - Ankaragücü
16.Hafta: Galatasaray - BEŞİKTAŞ
17.Hafta: BEŞİKTAŞ - Denizlispor
***
Antalya'da güzel başlayalım, İnönü'de 'biri atsın şampiyonluk gelsin', son hafta Denizli'de kupa alınsın. Daha sonra İnönü'de kupa töreni düzenlensin. Sezon içerisinde Sami Yen şanssızlığı kırılsın, Kadıköy'de yeni seri başlasın. Bursa hop hop hoplasın, Eskişehir yılların intikamını alamasın, Ankaragücü 32.haftaya bilendiğiyle kalsın. Güzel başlasın, güzel bitsin. Yok bunların hiç biri olmuyorsa da, o maçlarda inadına; 'aklımda bir tek sen, fikrimde bir tek sen. ne farkeder kartal sen hergün yenilsen' söylensin.
Şafak 22

22 Temmuz 2008

Bugün Boşnaklar'ın günü!

16 senedir çok gözyaşı döktünüz, inşallah bundan sonra yüzünüz bir nebze olsun gülecek.

Trofolo burada bahsetmişti taa Eylül 2007'de The Hunting Party adlı filmden. Ben de gittikten sonra burada yazmıştım düşündüklerimi (gerçi çok filmle alakalı değildi, genel görüşümdü). Filmde konusu geçen isim Sırp Radovan Karadzic. Yaklaşık 11 bin Saraybosnalının ölümünden sorumlu tutulan Sırbistan eski devlet başkanı.

Filmin o günleri ve sonrasını anlatan olay repliği şuydu; "Bir savaş suçlusunu biz 2 günde bulurken, diğerleri 5 yıldır nasıl bulamıyorlar". Ve bu replikte geçtiği gibi, 5 yılda dahi bulup tutuklayamamışlardı Karadzic'i. Daha doğrusu bulmak kolaydı da, nedense birileri bulduktan sonra yapılması gerekenleri yerine getiremiyordu. Ta ki düne kadar. Evet, Sırp iti Karadzic 13 yıl sonra bulundu ve tutuklandı. Hangi dağda kurt öldü bilinmez ama nihayet birileri Karadzic'i buldu. Peki Karadzic'in bulunuşunun, Srebrenica katliamında ölenlerin yakınlarının Hollanda'ya açtığı davadan kısa bir süre sonraya denk gelmesi tesadüf müdür ? Bilinmez...

Filmlere konu olan, onbinlerce insanı katleden ve yakınlarına büyük acılar yaşatan, kadın, bebek demeksizin şerefsizliklerini yapmaya devam eden Sırp iti artık bulundu. Boşnak kardeşlerimiz Saraybosna'da kutlamalara başlamış bile. Yüreklerindeki acı her ne kadar dinmeyecek olsa da, bir nebze olsun rahatlamışlardır, eminim. Ancak asıl kutlama, Miloseviç'ten sonra bu itin de öldüğü gün olacak şüphesiz.

21 Temmuz 2008

16 Temmuz 2008

Gitme

''Ben Beşiktaşlıyım.. Bu takımın kaptanlığına kadar geldim. Bir yere gitmek istemiyorum. Futbol yaşantımı siyah beyazlı formanın kaptanı olarak noktalamak en büyük idealim. Beşiktaş'ta kalmak için sonuna kadar direneceğim. Hangi fedakârlığı yapmam gerekiyorsa yapacağım. Ama her şeyi dener yine de takımda kalmayı başaramazsam, ne Fenerbahçe'ye ne de Galatasaray'a giderim. Yurt dışında kendime bir kulüp bulur, futboluma orada devam ederim. Beşiktaşlı Toraman Fenerli oldu, Galatasaraylı oldu dedirtmem kendime...''
Kaynak
***
İbrahim Toraman - Kutsal Forma

11 Temmuz 2008

BEŞİKTAŞ'ın büyüklüğü...

İslam Çupi’nin “Fenerbahçe’nin büyüklüğü başka bir büyüklüktür” sözü ünlüdür. Sizi bilmem ama Fenerbahçe’yi bilmeden Galatasaray’ın büyüklüğünü, Galatasaray’ı bilmeden Fenerbahçe’nin büyüklüğünü anlamak mümkün değildir. Ama asıl Beşiktaş’in büyüklüğü başka bir büyüklüktür. İki takımı da bilmek gerekmez. Galatasaray ve Fenerbahçe takımlarından bir tanesi Türk futbolunda olmasa diğeri varolma aşkından çok şey kaybeder. Ama Beşiktaş öyle değildir. Onu büyük yapan başka değerlerdir. Bu iki takımın ezeli rekabetinden farkli değerler. Bunu anlatmak zor. Bir Galatasaray’lı olarak hele mümkün değil.

Uçan Hollandalı - Değer

***

Başka bir blog'dan alıp, bloguma koyduğum sanırım ilk yazı. Çok güzel yazılmış, bir Galatasaraylının yazması ayrı güzellik. Yazının öncesi ve sonrası linkte mevcut. Doğru tespitlerle süslenmiş. Ancak ben özellikle bu paragrafı tuttum. Ellerinize sağlık...

17 Haziran 2008

Srebrenica...

13 yasinda sirplar tarafindan katledilmis biri. Benden 4 yas buyuk, adasimmis megerse. Bu foto arsivimdeydi uzun suredir. Ekim 2007'de okulda yaptigim sunuma hazirlanirken wikipedia'da bulmustum. O zaman da kendimi aglamamak icin zor tutmustum, simdi de zor tutuyorum. Uzerinde ay-yildiz olan ve adim yazili bir mezar tasi, vahsice oldurulen bir din kardesim, belki Atasi,dedesi benim kanimdan biri. Bu kadar ortak nokta varken, aglamamak anormal olurdu zaten.

Srebrenica Katliami'nda katledilmis Omer Sadik Huseinovic, 11 Temmuz 1995 sabahi katledilen 8300'e yakin Bosnak kardeslerimizden biri. Hollandali baris gucu askerlerinin sirplarin eline dusmesi ve sirplarin bunu tehdit olarak kullanip, Srebrenica'da istediklerini yapabildigi, Hollandalilarin gozlerinin onunde katliamlarina devam ettigi, sirplara karsi bile konmadan bayanlarin ve cocuklarin bile katledilmesine izin verilmesi sonucunda vefat eden kardeslerimizden biri.

Ben sunumda bunlari anlattiktan sonra Bosnaklarin, Hollanda devletine neden dava acmadigi sorulmustu. Cevap verememistim cunku bilmiyordum. Acikcasi bugune kadar neden beklendigini hala bilmiyorum. Neyse ki, bugun okudugum bir haberde, bu konuda bir adim atildigini gordum; Srebrenica'da yakinlarini kaybedenler bugunlerde Hollanda devletine dava acmislar. Haklarini bulurlar mi bulamazlar mi bilinmez. Ancak suskun kalmanin ise yaramadigi , o gunlerden kalan aci anilarin sadece Bosnaklarin yuregini yaktigi bir dunyada yasiyorsak, bu olayin suclulari da elbette bulunmali ve yargilanmali...

***

Hollanda’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en korkunç katliama sahne olan Bosna Savaşı’nın 1995 Srebreniça kıyımında yakınlarını kaybedenler, ilk kez Hollanda devletine dava açtı.
Bosna Savaşı’nda (Nisan 1992-Kasım 1995) 11 Temmuz 1995 günü, General Ratko Mladiç komutasında Srebreniça kentine giren Sırp güçleri, yetişkin ve delikanlı yaşta 8 bin 106 Müslüman Boşnak erkeğini katletti. Bu, soykırımın, BM’ye bağlı olan Koruma Gücü UNPROF’daki Hollanda taburunun “katliamı seyretmesi” nedeniyle yapıldığı savunuldu.
Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/450251.asp

7 Haziran 2008

Ottawa

Gunubirlik olarak yakin sehirlere seyahatlari Turkiye'de yapmak istiyordum aslinda. Edirne,Tekirdag,Bursa,Canakkale basta olmak uzere. Kismet bu ya, Turkiye'ye gitmeden basladik ziyaretlere. Carsamba gunu Konsolosluk'taki isler nedeniyle istikamet Kanada'nin baskenti, Ottawa'ydi. Bir kez daha anladim ki, bu sehir konsoloslugumuz orada olmasa beni bir daha omrum boyunca goremez. Buyuk konusmak guzel bir sey degil ama en azindan simdilik dusuncem bu.

Ottawa'nin yegane ozelligi zaten bu ve bunun gibi devlet binalarinin fazla olmasi. Turist olarak gittiginizde onunuze sunabildikleri tek sey bu. Aslinda Kanada'nin zaten koklu bir tarihi olmadigi icin, tum sehirlerde durum bu ama Ottawa'da bu iki kati.
Tum konsolosluklarda sistem boyle mi bilmiyorum ama biz buradakini cozduk; Sabah gidiyorsunuz evraklarinizi 10-10.30 gibi teslim ediyorsunuz. Sonra gelin tam 15'te alin diyorlar. Geriye elinizde harcanmasi gereken 4-4.5 saat ve Ottawa kaliyor. Ottawa ufak bir sehir, oyle buyuk degil. Nufusu 1 milyon olmasina ragmen sehir merkezi oyle ahim sahim buyuk degil. Gez, dolas hep ayni yerler.

Oyle ki, konsolosluktaki vatandaslarimiza Turk restoranlarini sordugumuzda aldigimiz cevap bu yukaridaki yerdi. Restoran'in brosurunu verdi, bir de guzel tarif etti. Yola ciktik, karnimiz ac degildi. Once biraz dolasalim dedik, dolasirken restorani bulduk. Bize "biraz uzak" dedigi yere gitmemiz 5-6 dakikayi bulmadi. Adrese bakmadan yeri bulduk. Sokagin adi fiyakaydi yalniz; Preston Street. Ah Shumpert ah...

Sehirde araba ile dolasirken, fotograf makinam elimdeydi, ilginc bir sey gorursem resmini cekerim diye, yukaridaki iki foto'dan baska bir sey cekemedim. Ne bicim sehir ise artik! Neyse, konsolosluga geri donerken bunu gordum. Dedim Safa kardesime hediyem olsun. Daha sonra ogrendigimize gore, bundan 2 tane varmis Ottawa'da. Hem gemi hem otobus. Nehir'de de kullaniliyormus bazen turistlerin yogun oldugu aylarda. [zaten kisin donmus nehir'e nasil indireceksin ki bunu,lafa bak] Ayrica sehir icinde otobus olarak da tur attiriyorlarmis. Safa'ya almak lazim bundan bir tane, acaip orjinal gelir bizim millete, paranin belini kirariz.

Velhasil, daha sonra konsolosluga geri donuldu, evraklar teslim alindi ve yola cikildi. Yine bilmiyorum, bu tum baskentler icin gecerli mi ama, gunun en guzel ani baskent'ten uzaklasildigi an'di. Montreal hastasi filan degilim ama Ottawa'dan iyidir be abi...

Bir yolculuk daha boyle sona erdi...

29 Mayıs 2008

Emanet

Sen neredeysen ordayız biz,
Ne dağlar engel ne de deniz,
Sonunda ölüm bile olsa,
Son nefeste BEŞİKTAŞ deriz.

BEŞİKTAŞ'lıyız BEŞİKTAŞ'lı,
Anlayamaz kimse bu aşkı,
Bekçisiyiz kopsa kıyamet,
SİYAH BEYAZ BİZE EMANET!

270kb'lık ses kaydını indirmek icin tıkla
***
Ne kadar anlamli su an icin degil mi ?

555.yıl

"Benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz!" Fatih Sultan Mehmed

"Konstantin elbet fethedilecektir. onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir" (Hadis-i Şerif)

29 Mayıs 2007 Yazısı

28 Mayıs 2008

Başlığı yok bu kaos'un...

Bir sure once bu karikaturu gormus ve gulup gecmistim. Bugun olanlardan sonra ise ne yapacagimi bilmiyorum. Belki de bu ve bunun gibi karikaturlerdi abilerimizi bu karara surukleyen. 17-18 yasindaki heyecanli arkadaslarin Carsi adiyla sagda solda yaptigi govde gosterileri, Carsi'nin Semt'in ta kendisi oldugunun unutulup, Istanbul disinda hizla yayilmasi, yapilanlarin fazla goz onunde bulunmasi vs vs...Daha cok sey yazilir da, yazilmasinin bu saatten sonra anlami yok.

Cem abi'nin Alen abi'nin konusmasindan hemen sonra mikrofonu eline alip sarfettigi cumle , ÇARŞI ismi artık bitmiştir,bundan sonra herkes BEŞİKTAŞlıdır , iki secenek sunuyor bize. 1-) Firtina oncesi sessizlikteyiz. Kullerimizden oyle bir dogacagiz ki, Turkiye yine bizi konusacak. 2-) Buyuk bir kaos'un esigindeyiz, sonun baslangicindayiz.

Gonuller ilkini ister ama gormeden bilinmez... Allah yardimcimiz olsun...

22 Mayıs 2008

Teşekkür

Bu resmi koyarak yazmisim Ekim 2007'de basketbol takimimizla ilgili yazimi burada. 13 Ekim gunu oynanan Telekom maciyla Ankara'da baslayan sezonu, 21 Mayis 2008'de yine Ankara'da oynanan bir Telekom maciyla kapatacagimizi soyleseler belki de "hadi oradan" derdik. Ancak bu dedigim gerceklesti.

Yaklasik 7 ayda oynanan toplam 3o lig + 6 play-off macinin 27'sini kazandik ancak sezona yari finalde veda ettik. Avrupa'da 17 macta 14 galibiyet 1 beraberlik 2 yenilgi aldik, ceyrek finalde veda ettik. Turkiye Kupasi ceyrek finalinde buyuk sanssizlikla Efes Pilsen'e elendik. Rakamlara bakarsaniz mukemmel denilebilecek bir sezonu, kupasiz kapattik. Belki de tarihimizin en iyi kadrolarindan birini yeterince iyi degerlendiremedik.
Yine de benim dusuncem bu kadroyu olusturan teknik ekibe ve oyuncularimiza bir tesekkur borclu oldugumuz yonunde. Bugun bir coguna kizsam da, bir cogundan ozellikle son donem icin yeterli verimi alamadigimizi dusunsem de, onlar tesekkuru hakediyor...

Hepinize tesekkurler beyler, sezon boyu didindiniz, ugrastiniz ama olmadi. Caniniz sagolsun...

10 Mayıs 2008

6 şehit

Gökhan Uzun - Trabzon
Yurdakul Alcan - Mersin
Emrah Şudut - Gaziantep
Eyüp Dağtekin - Şanlıurfa
Halil İbrahim Atasagun - Afyon
Serhat Genç -Antalya
***
Yurdun dort bir yanindan sehit verdik bugun. Icimiz kan agliyor.
Ama her zaman dedigimiz gibi "bir ölürüz, bin diriliriz".
Pkk'in picleri, kopek suruleri,
ne yaparsaniz yapin yildiramazsiniz bizleri.

3 Mayıs 2008

3 Mayıs 1944

"Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar, bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız. Kimseden haksız bir yere bir şey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın, mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz. Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik veya apartman yapacak değilim. Milletim için düşündüğüm haklarıdan dolayı da kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye de tenezzül etmiyorum. Kimin hain kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile.."
Hüseyin Nihal Atsız
***
"Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan,Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir; Turan.. Durma düşman durma, gücünü artır, Türklüğün başına hakaret yağdır. Uyuyan bir kavme bu felaket azdır, vur eski kölesi utandır onu, bırakma uyusun, uyandır onu! Ülkü uğrunda gönüller delidir, kişiler ülkü uğrunda ölmelidir.."
Ziya Gökalp
***
"Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür. Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak "Ben Türk'üm" diyen herkes Türk'tür. Türkçülük ve Türk'ün tayininde, sapık ölçülere, özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuvar ırkçılığına inanmıyorum. Başka milletleri küçük gören, Dünya barışını tehlikeye sokan antropolojik ırkçılık, Türk Milliyetçilik ülküsünün dışındadır.."
Alparslan Türkeş
***
"Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklük'ten başka birşey değildir. Ben herşeyden evvel bir Türk Milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Toros dağlarının tepelerinde tek bir Türkmen evinin bacası tüter halde kalmış ise, ben bu milletten umudumu kesmem; bayrağımı göğsüme sarar, milletimin istiklali uğruna ölürüm! Türk birliğinin birgün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Bana insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.."
Mustafa Kemal Atatürk

2 Mayıs 2008

Batuhan Karadeniz

Konumundaki birçok oyuncunun Avrupa hedefi olabileceğini belirterek, ''Ama benim ilk ve son hedefim Beşiktaş'ta oynamak. Ben futbolu bırakana kadar Beşiktaş formasını giymek istiyorum. Beşiktaşlıyım ve bana 'Git' demedikleri sürece gitmem'' dedi. Siyah-beyazlı oyuncu, sadece Beşiktaş'ı sevdiğini ve takımında oynamak istediğini vurgulayarak, ''Kariyer açısından bakıldığında ise Beşiktaş'ta ve Milli Takım'da oynamak da kariyer için yeterli."

Gecen hafta 17 yasina girdi bu genc. Ismini cok duyuyorduk ancak biz de ilk kez bu sezonun 3.haftasinda gorduk kendisini. Burada yazmistik hakkinda, cildirmisti bizi o gun. Olumlu anlamda.
Bugun bir aciklamasini okudum internet'te, yukarida yazili kisim mest etti beni. 17 yasindaki bir cocuk icin cok olgun sayilabilecek aciklamalarda bulunmus. Fikri degisir belki, 3-5 sene sonra davranislari belki bu dedikleriyle uyusmaz, onu bilemeyiz simdiden. Ancak simdilik, 17 yasinda ve gelecegi parlak bir oyuncunun , onunde Ibrahim Kas gibi bonservissiz Ispanya'ya ucan bir ornek de varken , bu tur aciklamalar yapmasi benim icin onemli. Helal olsun kocum, helal olsun Batuhan...

Ibrahim Toraman- Kutsal Forma

28 Nisan 2008

Düşünmeden dalacaksın

Uzun sure sonra futbol oynadik, guzeldi. Yine hamlastigimi anladim tabii eve gelince. Baktim ileri cikinca geri donemiyorum, dedim en iyi ben stoper takilayim. Stoper mevkii'nde iyiydim de hani. Gelene dan dun vurdum, topla gelene gecit vermedim. Macin her ne kadar basinda vurdugum 3-5 topun gittigi yerlerden memnun kalmasam da, daha sonra o sorunu da halletik. 1-2 haftaya tam kivama gelirim, gider surpriz zamanlarda gol bile atarim.

Yine bir cok turden adamla beraber oynadim. Her zaman ki gibi toplanan 16 Turk'un mac oncesi kadrolari belirlemesinin 20 dakika civari surdugunu mu yazayim, "nasilsin?" diye kotu niyet beslemeden daha onceden tanidigim Fenerbahceli elemanin hatrini sordugumda "iyiyim olm ben biz hala ikinciyiz,siz kendinize bakin" seklinde cevap almami mi yazayim, benim cevap olarak bir paragraf dolusu laf edip gerginligi iki katina cikarmami mi anlatayim, espri yaptigim elemanlarin espri'nin e'sinden anlamamasina mi yanayim, yoksa faul yaptiktan sonra ozur diledigim adamin onemi yok birader dememesine nasil kil oldugumu mu yazayim. Bilemedim valla...

Bugunden cikarilan dersler de var elbette;
1- Allahina kadar gireceksin topa, dalacaksin herkese. Sonra da ne yerdekini kaldiracaksin,ne de ozur dileyeceksin. Hatta ustune "topa mudahele" diyip pislik yapacaksin. Boyle yuruyormus bu isler...
2- Millete "nasilsin?" demeyeceksin, direkt tuttuklari takimlara laf atip ortami gereceksin. Bazi insanlara nezaket kurali islemiyormus.
3- Espriyi anlayan adamlarin yaninda yapacaksin ve espriyi ciddiye alip mal mal bakanlara "ne var?" bakisi atacaksin.

Daha cok ders cikar bu futbol musabakalarindan, gelecek gunlerde yazmaya devam ederim artik...

27 Nisan 2008

3-0 > 31

Mac icin Adana karari aciklandiginda sasirdik, hatta karari elestirdik. Ne bilelim biz boylesine sicak bir ortam ile karsilasacagimizi. Grup bazinda olmasa da kisisel olarak Adana Demirspor'lularin taraftarlarimiza cana yakin davrandigi bir mac oncesi ve sonrasi yasanmis dun. Adana ve cevre illerden 5 Ocak Stadi'na akin etmis taraftarlarimizin katilimi , ligde 4. sirada olan ve muhtemelen Inter-Toto'ya gidecek takimin evinden uzakta kapali gise oynamasi, insanlarin balkonlari bile doldurmasi, guzel denilebilecek seviyede tribun yapilmasi, kucuk Rafet'in uclusu , 3 golle alinan net skor ve 3 puan... Tum bunlarin sonucunda ortaya cikan tek cumle, yukarida da yazdigi gibi; Allahina kurban Adana!
Normalde boyle fotolari sevmem, yani ustunde hayvan kadar site ismi yazanlari. Ancak bu foto gozume cok guzel gozuktugu icin kullanmak istedim. Cok guzel bir mesaj var fotografta. "Haddinizi bilin, susun, bizimle ugrasmaya kalkmayin" diyor sanki. Hani, alirsiniz boyle cevabinizi, 2 macta da madara olursunuz gibisinden. Rolantiye almasak 5 olmustu ya neyse siz bununla idare edin simdilik. 5'i de gelecek sene atariz olmazsa.


Not: Baslik Burak kardesimin kendi fikri. Caldim,cirptim buraya koydum. Bir sey demeyecegini bildigim icin sormadan bu isi yaptim. Pisman degilim hakim bey.

26 Nisan 2008

Hani olur ya...

Hani olur ya, insan bazen baska yerlerde olmayi ister. Hah, o anlarda ne hissedilirse o durumdayim iste. Gecenin 3.30'u, birazdan hava aydinlanacak. Ve ben yatagima dogru yol alacagim. Oda sicakligi yerinde, misil misil uyumam icin ortam son derece musait. Peki kalben ? I-ih degil. Hayir, isyan ettigim filan yok. Ama hani bir lamba'dan birileri ciksa, nerede olmak isterdin dese her sey degisik olabilirdi sanki. Cevap "bir otobüs" olurdu. Adana yolunda bir otobüs. Kafami yaslamisim cama. Boynumda atkim. Yanimda arkadaslarim. Tingir mingir kendi yolunda "bir otobüs", camda soyle bir pankart. Alayına gider!

Bu yaziyi uzun sure sonra bir yerde okudugum ve etkilendigim bir cumleyle bitireyim. Alen abi gecen seneki Ankaragücü macindan once kendisine sorulan bir soruya cevap verir;
"Bizim hiç kimseyle bir sorunumuz yok, biz BEŞİKTAŞLIYIZ.. Sorunu olan varsa bizim ayağımıza geLir, biz onlara gitmeyiz.. "

16 Nisan 2008

Sivas deplasmanı

(6 Nisan 2008, Sivasspor 1-2 BEŞİKTAŞ)
(29 Nisan 2007, Sivasspor 0-1 BEŞİKTAŞ)
***
2007 ve 2008 Nisan'larinda Sivas'ta oynanilan maclardan cikan 2 foto. Ikisini de cok seviyorum. Ikincisinin anlami buyuk, o yagmuru 90 dakika yiyen taraftar, arti'larda gelen golle cilgina donmustu. Takim ile butunlesme mukemmeldi mac sonunda.
Ilki ise 10 gun oncesinden, macin cok onemi yok ancak tribun cok guzel gozukuyor. Siyah'in agirlikli olmasi belki de benim hosuma gitme sebebi.
Bahar aylarinda oynanilan oglen maclari, hele yagmur varsa veya hava kapaliysa cok daha zevk veriyor bana. Bu iki macin ortak noktasi da bu zaten...